Upuzun uçak yolculukları bana göre değilmiş. Önceden tedbir de almayınca bir ara koltukların arasında avazı çıktığı kadar bağırarak koşan çocuğun arkasından ben de koşacaktım aynı şekilde. Paris’ten sonra 11.5 saat. Bitmedi bitemedi. Havana saati ile akşam üstü 7′de otele vardığımızda bambaşka ve yepyeni bir şehrin heyecanı ile yolculuk yorgunluğu bir anda bitiverdi.
Önce Küba hakkında genel bir bilgi:
Havana’da yaşam sanki yıllar önce durmuş kalmış. Arabalar ve binalar yıllar öncesinde kalakalmışlar sanki. 1959 yılında Castro’nun Che’nin yardımı ile yaptığı devrim ile sosyalist yönetim şeklini benimseyen ve devrimin izlerini hala taşıyan ama diğer demir perde ülkelerine nazaran canlı ve renkli bir ülke Küba. Amerika’nın sadece 90 mil uzağında kendine has duruşu ile oldukça ilgi çekici. Amerika’nın koyduğu ağır bir ambargoya rağmen hala ayakta…
Sistemi anlamak oldukça zor. Ülkede 2 çeşit para birimi var. tursitlerin kullandığı para birimi cuc ve halkın kullandığı para birimi peso. Cuc peso’dan 24 kat pahalı. Biz tursitler için Küba aslında oldukça pahalı bir ülke. Halkın ve tursitlerin yaşamı birbirinden ayrılmış. Otellere, turistik yerlere kübalılar tek başlarına giremiyorlar, mutlaka yanlarında bir yabancı olmalı. Halkın karne ile alışveriş yaptığı lokallere ise turistlerin girmesi yasak, girse bile zaten elindeki para ile alışveriş yapamıyor.
Kübalılar için eğitim, sağlık ve ulaşım ücretsiz, herkesin yaşadığı bir ev var ama mülkiyet yok. Kira yok, elektrik su ısınma bedava. Devlet 7 yaşına kadar her çocuğa günde bir litre süt veriyor. Ana ihtiyaçların hepsi devlet tarafından karşılanıyor. Oteller, dükkanlar, restoranlar hepsi devletin çalışanlarda devlet memuru. Bazı otellerin yabancı ortakları var.
Kübalıların evlerinde belirli masaya kadar restoran açıp aile bireylerini çalıştırırlarsa Palador isimli restoranları açma hakları var. Turstik şehirde açılan pazarların devleye ait olup olmadığı ve pazarcıların devlet memuru olup olmadığını bilemiyoruz ama alıştığımızın dışında bambaşka bir sistemle karşılaşmak beraberinde bir çok soruyu getiriyor.
Özellikle son yıllarda turizmin gelişmesi ile Küba sistemi de değişim göstermeye başlamış. Sosyalizmde herkes eşit denirken turizmle para kazananlar biraz daha eşit bir yaşam sürmeye başlamışlar. Bu benim uzaktan görüşüm, belkide iç işlerinde durum farklıdır.
HAVANA
Havana binaları ile ve Amerikan arabaları ile renkli bir şehir. Her barda farklı bir orkestra çalıyor. Bazıları turistik bazıları ise mahallenin çocuklarından oluşan gruplar. Her an sanki bir film karesinden fırlamış gibi, kocaman puroları ile bir cuc karşılığı resim çektirmek isteyen rengarenk giyinmiş kadınlar, meydanlarda oyun oynayan çocuklar, büyük bir hararetle baseball tartışan adamlar, sokak ortasında domino oynayan amcalar…
Rehberimiz çetin bir kış geçtiği için sokaklarda fazla insan olmadığını söylüyor. Biz 25 derece sıcaklıkta askılı kıyafetlerle çetin geçen kışa şaşırırken kübalılar kilotlu çoraplarını ve kazaklarını giymişler bile.
Havana sokaklarını gezerken Hemingway’in izinden La Bodeguita del Medio’da mojito , Floridita Barda harika müzik eşliğinde daiquirimizi içiyoruz. Bir sürü resim çekiyoruz.
Otelimiz yeni Havana’da bulunan eski Hilton Devrim sonrası Havana Libre oteli. Castro Küba’yı bir süre bu otelin 15. katından yönetmiş. Havana’nın belirgin mekanlarından biri. Çevresinde sinemalar ve tüm havanalıların doluştuğu dondurmacılar var. Bİz eski havanayı daha ilgi çekici bulduğumuzdan otelin çevresinde pek vakit geçirmedik.
Havana’da bir kaç yerde Atatürk heykeli var bir tanesi Katedrl meydanına yakın. Gidip bir resim çekiyoruz tabii ki.
İşte Resimler

Küba gezisi burada bitmiyor daha sırada gördüğümüz şehirler, anılar ve edindiğimiz dostlar var bir de gün boyunca kutladığımız harika bir doğum günü partisi…