Archive for December, 2008

Yeni yıl heyecanı ve buluşma

Wednesday, December 31st, 2008

Dün gece yine blogcular Zuz’da toplandık. Laleninbahçesi,gamze, Nurdan,Nalan, Ebrucuk. Nalan ve Lale Abla yazmışlar gecenin ayrıntılarını resimli resimli.

Geceye damgasını Lale Abla’nın hamsili pilavı vurdu. Çok güzeldi. Gecenin skandalı ise benim hediyeleri karıştırıp  Zuz’a  Vedat’ın hediyesini vermemdi. Utanç dolu bir andı hehehhehe.

Bol kahkahalı, herkesin kulakları çınlamalı, bir sürü planlı çan çan çene çalmalı  bir gece geçti.

40 gün 40 gece süren doğum güümün 40. gecesi lale ablanın süpriz pastası ile kutlandı.  Süper bir pastaydı. Çok sevindirdi beni iyi ki varsınız. İyi ki bloglar var. Kocaman bir aile olmuşuz burada birbirimizin hayatına girmişiz. 3 sene olmuş az değil.

2008′i güzel uğurlamaya başladık. Bu akşamda evde ilk misafirleri ağırlayacağız. Birazdan kırmızı mutfak resmen kullanıma açılacak. Yemek yaparken üzerimde kıpkırmızı bir önlük olacak uğurböcekli kalpli. Ece’nin elinden çıkma. Eğer Lale Abla resimleri eklerse göreceksiniz  kıpkırmızı önlüğümü. İyi ki blogcuyuz !!

2009 herkese çok iyi gelsin. Kahkahalar çoğalsın !! Kötü olan herşey 2008le birlikte geride kalsın.

Hepinizi çok seviyorum !!

En sonunda taşındım!

Friday, December 26th, 2008

Usta hikayeleri, dekorasyon fikirleri  derken en sonunda hafta sonunu bekleyemeden dün taşınıverdim.

2 kat üste taşınınca  2 hamal tut önerilerine rağmen (daha önceki taşınma hikayeleri nedeniyle) Topçuoğlu firması ile anlaştım. Güle oynaya taşındım. Her eşya eksiksiz sapasağlam yerini buldu. Taşımacılar yok biz bunu taşımayız hayatta ellemeyiz yerine işimiz bu tabii ki ne isterseniz taşıyacağız dediler. Hatta yatak odasının şeklini değiştirmeme de ses çıkarmadılar, aşağıya giden eşyaları da  10  kat indirip yerleştirdiler.

Taşımacılar gitti internet ve digiturkçüler aynı anda eve girdi. TV ve internet bağlantıları da yapıldı anında. Şanslıyım valla.

Şimdi son durum yerleşmiş bir yatak odası neredeyse yerleşmiş bir kırmızı mutfak ve koliler  koliler koliler.

Aynı bina da olsa sanki bambaşka bir yere taşınmışım gibi hissettim sabah kalktığımda. Kalkıp ilk iş çam ağacını kurdum çok acilmiş gibi. Koliler ve çam ağacı değişik bir tarz oldu. Hafta sonu kolilerden kurtulma, evin orası burası ile oynama planlarım var.

Şimdi akşam olsun zıp zıp evime gideyim istiyorum. Ev kuşu mu oldum nedir?

Usta Giremez

Wednesday, December 24th, 2008

Biliyordum yalnız olmadığımı, bauhaus ustalarının aynı şeyleri başkalarına da yaptığını, ustalar yüzünden çığlıklar atan, saçları dikilen birilerinin daha olduğunu. İşte onlardan birine rastladım ve sayfasında takıldım kaldım. Ne güzel resimler, objeler, öneriler. Bayıldım. Hemen notlar aldım. Neden usta giremez merak ediyorsanız buyrun tıklayın…

http://ustagiremez.blogspot.com

Biz Vedatla ustalarla başa çıkma rehberi çıkartacaktık. Ama  başa çıkamadık ki.  Belki ilerde tadilat anılarını karşılıklı kaleme alırız. Tadilat serüveni bu hafta bitiyor. Taşınma serüveni başlıyor. Bir sonraki yazımı belki de kırmızı mutfaktan gelen kurabiye kokusu eşliğinde yeni evimden yazarım kim bilir…

Son Durum

Monday, December 22nd, 2008

Taşınma öncesi son durum bildiriyorum :

Kumaşlar seçildi öneriler dikkate alındı.Evden koltuklar gitti bile.

Tüm çekmeceler, dolaplar boşaltıldı. 10 battal boy çöp çıkarıldı. Tertemiz bir şekilde yeni eve gidecekler hazırlandı. Hatta bir kısmı bir koşu taşındı.

Elektrik prizleri takıldı. Işık açarken elektrik çarpma korkusu bitti.

Bir mani çıkmazsa bugün 15 :00 – 20:00 arası davlumbaz takılacak. Böylece mutfak tamamlanacak.  Bugün dolaplara yerleşim başladı bile. Artık yemekler üst katta yenecek  :):):)

Vedat’ın deyimiyle benim zaruri ihtiyaçlarımı karşılayacak şekle geldi ev. Keyfi ihtiyaçlar için bir süre daha var :)

Hafta sonu hızlı bir yerleşmeden sonra yılbaşı akşamı evin resmi açılışı yapılacak. 3 günde Vedat partinin zaruri ihtiyaçlarını karşılayacak şekle getirir evi bence :):)

Bir bilen aranıyor !!

Thursday, December 18th, 2008

Bir koltuğu açık renk kaplatacağım ama silinebilen birşey olsun istiyorum. Kumaş önerisi olan var mı?

İlk kırışlıklar diye bir krem varmış nerede okudum bilmiyorum. Çok etkiliymiş.  Bilen var mı? Bunu aslında bir arkadaşım için soruyorum ben de hiç yok :):)

Davlumbaz küçük ev eşyası mıdır? Bilen var mı eğer değilse küçük ev eşyası servisine gitmiyoruz  buraya getirin diyen servise oradayken nasıl monte edeceklerini anlatacakları sabrı olan var mı?

Alışveriş merkezlerinde az mal alana öncelikli hizmet verilir ya çok para harcayınca kasiyerleri yoruyor diye ceza mı verilir. 3 Parça alan VİP hizmeti görürken kredi kartını dibine dek harcayanlar beklemeye  mahkum mudur?

Teknik servisler  neden saat veremezler. Gün içersinde diye bir kavram nasıldır? Gelmeden önce telefon açsalar ben bir koşu eve koşsam neden yapmazlar?

Sorularıın 1. bölümü yukarıda 2. bölüm pek yakında :)

ufacık ayrıntılar

Wednesday, December 17th, 2008

Evlere ne çok gerekli eşya varmış, ben bunlardan  çoğunu kulllanırken hiç farketmiyormuşum ama yeni alırken kenarındaki küçük çizgi bile ne çok önem kazanıyormuş.

Bu akşamımızı bauhaus’a adadık. amaç elektrik prizleri almak. Çiftli anahtar tekli, kapaklı, topraklı. Dün prizleri ben saydığım için ve anten ile televizyonu sökülmüş prizlerden ayırt edemediğim için bir tane eksik var ama bu da başarı.

Tuvalet kağıdı askılığının kaç çeşidi olabilir yuvarlak ve kare arasında ne fark olur ve bir anda en doğrusunu seçmek neden dünyanın en önemli haline gelir. Onu seçince aynı sorular tuvalet fırçasına, sabunluğa,ayna üstü ışıklara aynaya ve  bir yığın ayrıntıya geliyor. Ben bu eve gözü kapalı taşınmış 11 yıldır bu ayrıntıları farketmemişken tuvalet fırçasının şekli üzerinde inatla durmam neden?

Biliyorum mutlaka düşünmediğim atladığım ve kullanırken aaaa yok diye şoklara gireceğim birşeyler eksik kalacak. Olsun o ana kadar sanırım  herşey düşünüldü planlandı.  Benim taşınamama sizin bu muhabetten kurtulmanıza sayılı günler kaldı…

Acabalar

Tuesday, December 16th, 2008

Boğazım batıyor geceleri beni uyandıracak kadar. Bu yüzden akşamları sıcak salep içiyorum kalorisine bakmadan. Yine de yumuşamıyor. Eczanedeki tüm fıs fıs pastil ve türevlerini aldım. Bugün sanki biraz azaldı. Yarın geçer mi acaba?

Ev kutu kutu pense ama hala bitmiyor ne çok şey varmış. Çok az kaldı hadi toplanın gidiyoruz demeye. Her akşam biraz toplama biraz eski anılara dalma yavaşlatıyor tabii. Ben küçükken kendimi ne büyümüş sanıyormuşum şaşırıyorum.Şimdi büyüdüm mü acaba?

Yılbaşı öncesi partilerini severim ben. Cıvıl cıvıl rengarenk. Bir de yeni yıl hep umutla gelir ya sanki kalkınca 1 Ocakta herşey değişecekmiş gibi. Değişir mi acaba?

Listeler yapıyorum ama çizikler atamıyorum. Küba beni tembel yaptı. Döşemelik kumaş, perde, priz ayy ne çok iş. Vedat beni Bauhaus’a götür oradan praktiker’e bir de IKEA’ya. Her aradığımızı bulur muyuz acaba?

Bu ev ne zaman biblo dolmuş ben o arayı ne zaman kaçırmışım. Ben ne zaman biblo sevmeyi bırakmışım. Neden acaba?

 Yeni yıl kararları aldım. eski kararların yanında öylece duruyorlar. Daha ne kadar duracaklar acaba?

Gazete okumak istemiyorum, kriz karşısında öylece duruldukça kafamızda patlayacak biliyorum. Deniz fenerine hala inanan 25 bin kişi varmış inanamıyorum. Kaç liraya ne karşılığında özür diler insan bilmek istemiyorum.Haberleri seyretmeyi bıraktığım gibi gazete de okumasam yok farzetsem yok olurlar mı acaba acaba acaba…

Küba Volume 2

Monday, December 15th, 2008

kuba

 

Havanayı gezdikten sonra ertesi gün 240 km uzaklıktaki Pinar del Rio’ya doğru yola çıkıyoruz. Küba’nın meşhur puro fabrikalarından birini gezmek, tütün tarlalarını görmek ve Kübanın doğal havasıyla içiçe olmak için.

Puro fabrikası için bir efsane vardır.Güzel kızların bacağında sarılır diye. Hayallerinizi yıkmak istemem ama yalan. Her cinsten ve türden insan puro fabrikasında çalışıyor. İçlerinde birkaç tane güzel kız vardır belki  şansınıza :):):)

Tüm gün mağara içi sandalla gezme, doğada duvar resimleri görme, afrika kabile müzikleri dinleme gibi aktivitelerden sonra bir kübalının evine ziyarete gidiyoruz. Bu kübalı evini gezdirerek para kazanan akıllı bir kadın.

Küba biz gitmeden önce 2 büyük fırtına atlattığı için bir çok ev yıkılmış, evlerin ve ağaçların kalıntılarını görüyoruz. Kübada cam sanayii olmadığı için çok az evde cam var. Buzdolabı, TV de evlerde seyrek olarak görülüyor. Ama her evde mutlaka bir çift sallanan koltuk var. Evlerin özellikle balkonların olmazsa olmazı.

Santa Clara’da Che’nin anıt mezarını geziyoruz. Devrim kübanın dönüm noktası bu her yerde farkedilebiliyor. Tüm ülke  Che’nin resmi ve sözleri ile dolu. Che’nin hayatı ve devrimi oldukça etkileyici.

Trinidad

Trinidad benim hayallerimdeki Küba’ya en yakın şehir. Genelde afrika kökenlilerin yaşadığı ufak bir şehir. Otelimiz deniz kenarında ama buranın denizi ya mevsim itibarıyla yada o gün bizi pek cezbetmiyor. Akşamları Trinidadın merdivenli meydanında canlı müzik eşliğinde bütün mahalle salsa yapıyor. Amcalar teyzeler çocuklar herkes müthiş dansediyor.Onları sahnede gördükten sonra dans etmek cesaret istiyor. Yanından geçen biri seni dansa kaldırabiliyor biz dans etmektense izlemeyi tercih ediyoruz.Zaten pistteki turistler kendilerini hemen belli ediyorlar.

Trinidad’ın evleri unesco tarafından korunmaya alınmış. Sokaklarda halk Sabun sabun diye dileniyor. İspanyolcasıda Türkçeyle aynı olan sabunu istemelerindeki amaç kimsenin yanında sabun olmayacağı için bir kaç cuc kazanmak. Biz otelden sabun götürme planları yapıyoruz.

Bir süre sonra bu kişilerin tursitlerden ne koparsam kardır mantığında olup sabuna falan ihtiyacı olmadığı anlaşılıyor. Sokaklarda kızlar karpuz ve meyve çekirdeklerinden yapılmış kolyeler satıyorlar. Küba’da deniz kabuğundan yapılmış takılar her tazgahta satılıyor bir de  müzik aletleri. Her müzik grubu kendi CD’sini satıyor. Hepsi de cidden başarılı.

Varadero

Varadero Küba2nın Antalyası en çok turist çeken tatil yeri. Denizi turkuaz renginde bembeyaz kumlar. Cennet gibi bir yer. Şehir olarak yeni bir şehir. Bir sürü herşey dahil otelleri var. Az günümüz olduğu için kanyon kısmına gitmedik. Şehir merkezini gezip aralık ayında plajın tadını çıkartmayı tercih ettik. Gece hayatı da oldukça renkli ama genelde tüm kübada 12 olmadan canlı müzik bitiyor ve her yer 80 öncesi disko haline geliyor. Bizim için özelliğini yitiriyor ama kübalılar çok eğeleniyorlar.

Kübada yeterli sayıda ulaşım aracı olmadığı için 3 kişilik motorsikletler coco taksi adıyla hizmet veriyor. Havadar ve oldukça eğelenceliler.

My very cuban birthday

Sunday, December 14th, 2008

dogum-gunu

 

Bu sene doğum günüm çok uzun sürdü. İstanbul saati ile gece yarısı 12′de Vedat’ın mesajları ile başladı. Biz o saatte  otobüsle yolculuk yapıyorduk. Havanın 30 derece olması sebebiyle ben doğum günü sezonunda olduğumun farkında bile değildim.

Deniz’in sayesinde harika bir doğum günü geçirdim. Denizle tatil yapmak mükemmeldir.. Bazen hiç konuşmadan saatler geçiririz bazende cır cır hiç durmayız. Dükkanları gezme hızımızdan müze gezme hızımıza uyku saatlerine kadar herşeyimiz uyumludur. Böyle olunca birbirini beklemek, o istiyor diye yapmak yada yapamamak durumları hiç olmaz. Bir tek tekne konusunda anlaşamayız, beni tekne tuttuğu için bu tatil Deniz yunuslarla yüzmeye gidemedi, ona borcum olsun kıyı kenar bir yerde yunuslarla yüzme olayı varsa  onu götüreceğim :)

Küba saatiyle gece yarısını geçtiğinde odada Deniz ben tuvaletteyken doğum günü partisi kurmuş. Hem de istanbuldan getirdiği turta, mum ve bir sürü hediye ile. Kafamda Happy Birthday tacımla harika bir şekilde yeni yaşıma giriverdim.

Sabah uyanınca soluğu sahilde aldık. Varadero’nun plajı tam hayallerimizdeki gibiydi beyaz kumlar ve turkuaz deniz. Hava 30 derece olunca ben kendimi ağustos ayında hissettim. Bütün gün deniz güneş keyfi yaptık. Akşam turun son günü nedeniyle gala yemeğinde bir araya geldik. Bu bahane ile Deniz’in müthiş organizasyonu sayesinde kübanın tüm organizasyon bozukluklarına rağmen kocaman bir masada doğum günümü kutladık. Upuzun bir masada yeni tanışılmış ama çoktan sanki 40 yıllık dost olmuş bir grupla kahkahalarla yeni yaşıma girdim. Öyle güzel bir akşamdı ki.

Küba’da hiç unutmayacağım bir doğum günü geçirdim. İnsan yeni yaşına nasıl girerse o yaşı öyle geçermiş, yoksa o yeni yıl mıydı?

Küba – Volume 1

Saturday, December 13th, 2008

Upuzun uçak yolculukları bana göre değilmiş. Önceden tedbir de almayınca bir ara koltukların arasında avazı çıktığı kadar bağırarak koşan çocuğun arkasından ben de koşacaktım aynı şekilde. Paris’ten sonra 11.5 saat. Bitmedi bitemedi. Havana saati ile akşam üstü 7′de otele vardığımızda bambaşka ve yepyeni bir şehrin heyecanı ile yolculuk yorgunluğu bir anda bitiverdi.

Önce Küba hakkında genel bir bilgi:

Havana’da yaşam sanki yıllar önce durmuş kalmış. Arabalar ve binalar yıllar öncesinde kalakalmışlar sanki. 1959 yılında Castro’nun Che’nin yardımı ile yaptığı devrim ile sosyalist yönetim şeklini benimseyen ve devrimin izlerini hala taşıyan ama diğer demir perde ülkelerine nazaran canlı ve renkli bir ülke Küba. Amerika’nın sadece 90 mil uzağında kendine has duruşu ile oldukça ilgi çekici. Amerika’nın koyduğu ağır bir ambargoya rağmen hala ayakta…

Sistemi anlamak oldukça zor. Ülkede 2 çeşit para birimi var. tursitlerin kullandığı para birimi cuc ve halkın kullandığı para birimi peso. Cuc peso’dan 24 kat pahalı. Biz tursitler için Küba aslında oldukça pahalı bir ülke. Halkın ve tursitlerin yaşamı birbirinden ayrılmış. Otellere, turistik yerlere kübalılar tek başlarına giremiyorlar, mutlaka yanlarında bir yabancı olmalı. Halkın karne ile alışveriş yaptığı lokallere ise turistlerin girmesi yasak, girse bile zaten elindeki para ile alışveriş yapamıyor.

Kübalılar için eğitim, sağlık ve ulaşım  ücretsiz, herkesin yaşadığı bir ev var ama mülkiyet yok. Kira yok, elektrik su ısınma bedava. Devlet 7 yaşına kadar her çocuğa günde bir litre süt veriyor. Ana ihtiyaçların hepsi devlet tarafından karşılanıyor. Oteller, dükkanlar, restoranlar hepsi devletin çalışanlarda devlet memuru. Bazı otellerin yabancı ortakları var.

Kübalıların  evlerinde belirli masaya kadar restoran açıp aile bireylerini çalıştırırlarsa Palador isimli restoranları açma hakları var. Turstik şehirde açılan pazarların devleye ait olup olmadığı ve pazarcıların devlet memuru olup olmadığını bilemiyoruz ama alıştığımızın dışında bambaşka bir sistemle karşılaşmak beraberinde bir çok soruyu getiriyor.

Özellikle son yıllarda turizmin gelişmesi ile Küba sistemi de değişim göstermeye başlamış. Sosyalizmde herkes eşit denirken turizmle para kazananlar biraz daha eşit bir yaşam sürmeye başlamışlar. Bu benim uzaktan görüşüm, belkide iç işlerinde durum farklıdır.

HAVANA

Havana binaları ile ve Amerikan arabaları ile renkli bir şehir. Her barda farklı bir orkestra çalıyor. Bazıları turistik bazıları ise mahallenin çocuklarından oluşan gruplar. Her an sanki bir film karesinden fırlamış gibi, kocaman puroları ile bir cuc karşılığı resim çektirmek isteyen rengarenk giyinmiş kadınlar, meydanlarda oyun oynayan çocuklar, büyük bir hararetle baseball tartışan adamlar, sokak ortasında domino oynayan amcalar…

Rehberimiz çetin bir kış geçtiği için sokaklarda fazla insan olmadığını söylüyor. Biz 25 derece sıcaklıkta askılı kıyafetlerle çetin geçen kışa şaşırırken kübalılar kilotlu çoraplarını ve kazaklarını giymişler bile.

Havana sokaklarını gezerken Hemingway’in izinden La Bodeguita del Medio’da mojito , Floridita Barda harika müzik eşliğinde  daiquirimizi içiyoruz. Bir sürü resim çekiyoruz.

Otelimiz yeni Havana’da bulunan eski Hilton Devrim sonrası Havana Libre oteli. Castro Küba’yı bir süre bu otelin 15. katından yönetmiş. Havana’nın belirgin mekanlarından biri. Çevresinde sinemalar ve tüm havanalıların doluştuğu dondurmacılar var. Bİz eski havanayı daha ilgi çekici bulduğumuzdan otelin çevresinde pek vakit geçirmedik.

Havana’da bir kaç yerde Atatürk heykeli var bir tanesi Katedrl meydanına yakın. Gidip bir resim çekiyoruz tabii ki.

İşte Resimler

 

Küba gezisi burada bitmiyor daha sırada gördüğümüz şehirler, anılar ve edindiğimiz dostlar var bir de gün boyunca kutladığımız harika bir doğum günü partisi…

Related Posts with Thumbnails