Posted by Zeya on Apr 30, 2009 in
Uncategorized
Blog ödülleri 2009 sonuçları açıklandı. İş dünyası kategorisinde yarışan Firenze’nin Design Your Summer bloğu 2. oldu. Cumartesi akşamı ödülümüzü almaya gideceğiz. Sanki Oskar almışız gibi heyecan var.
Blog işini ofise ben bulaştırdım. Şimdi herkes ucundan kenarından bulaştı. Özellikle blog ödülleri ile bulaşmayan kalmadı. Seneye daha çok kategoriden aday çıkar bizim ofisten
Teşekkürler destek veren herkese
Posted by Zeya on Apr 28, 2009 in
Uncategorized
Blog tembeli oldum bu ara. Yazmadım yazamadım. Çok hızlı ve çok yoğun geçiyor herşey. Durmak dinlenmek lazım ama ben dursamda beynimin içi durmuyor. İçimde festival devam ediyor.
Cuma akşamı liseden bir arkadaşımın düğünü vardı. Bir sürü eski anı bir sürü değişmiş hayatlar bol bol kahkaha biraz da dedikodu vardı. Biz ne zaman büyüdük ? Arada bir kaç yıl kaçtı sanki olamadım farkında.
Dün akşam salonda kaykılmış televizyon seyrederken küçük bir sarsıldım. Sarsıntıdan çok çatırtılar korkuttu beni. Abimden başka kimse hissetmemiş. Korkak tavşan olarak onlara koştum. Sakinleşip evime döndüm. Abime göre bir köpekler bir biz hissetmişiz depremi.
Kriz, ergenekon, domuz gribi duymak istemediğim konular ama kaçamıyorum ki her yerdeler. Ben umutsuz konuşmalardan, bilinçsiz konuşmalardan, gazete manşetlerini direkt fikir edinenelerden, bir kitap okumadan oradan buradan duydukları ile fikirlerini savunduklarını zannedenlerden çok sıkıldım. Tıkadım onlara kulaklarımı artık duymak istemiyorum.
Son durumum çok yoğun, hafif kızgın, biraz da gıcık
:):)
Posted by Zeya on Apr 20, 2009 in
Uncategorized
Uzun zaman olmuş ben listemi yazmayalı işte son ara okuduklarım…
Coctails for Three
Sophie Kinsella’nın meşhur olmadan önceMadeleine Wickham ismiyle yazdığını biliyormuydunuz? İşte bu kitap onlardan biri. Her yerde okunacak bir kitap. Newyorklu 3 kadının iş çıkışı kokteyl saatlerini anlatıyor. Yürüme bandının üzerinde kolay okundu bitiverdi.
Evrenden Torpilim Var
Aykut Oğut hepimize evrenden torpilli olduğumuzu anlatıyor.Kitabın en sevdiğim özelliği bir arkadaşınız konuşuyor gibi yazmış. İçindeki alıştırmalar hem uygulanabilir, hem deişe yarar. Bazı kendine yardım kitapları ben işin sırrını çözdüm siz bir hiçsiniz mantığı ile yazılır ya bu kitap herkesin bu iş için kendi yolu olduğu ve evrenin herkese torpil yaptığı aykut Oğut’un ilginç yaşamından örneklerle anlatılıyor.
Huzursuz
William Boyd. Daha önce bu kitaptan bahsetmiştim. Henüz okuyordum o zaman. Bir casusluk hikayesi içinde aşk da var. Düşünün ki anneniz eski bir casusmuş ve yapması gereken son işte sizinle işbirliği yapmak istiyor.
Her şey aşk için
Megan Gressor & Kerry Cook. Biografi okumayı sever misiniz? Ya aşkların biografisini. İçinde 38 ünlü çiftin aşk hikayesi var. Sylvia Path’den Frida Kahlo’ya tarihi aşklardan siyasi aşklara herşey var.
Yolda
Buket Uzuner. Yol hikayelerine bayılırım ben. Özelikle sevdiğim şehirlerde geçenlere. Buket uzuner’in yolda kitabını da çok sevdim. Her sabah kahvaltıda 1 şehir okuyarask bitirdim. Bu yüzden bu kitap benim için earl grey tadında
The Ex Boyfriend’s Handbook
Matt Dunn. Hep kadınların terk edilip sonra aşklarını geri kazanmak için uğraştıkları kitaplara alıştık. Bu kitapta hikaye tam tersi. 10 yıllık ilişkinin ardından kız arkadaşının sorun sensin (hep sorun sen değilsin denir ya) diye terk ettiği Ed’in onu kazanması için 3 ayı var. bu 3 ay içinde zayıflaması, gardropunu değiştirmesi ve kendinin de değişmesi lazım. 3 ay sonunda bir çok şey değişiyor. Yürüme bandı üzerinde okuduklarımdan.
Benim Kitaplarım
Sema Aslan. Bir insanın en çok neyini merak edersin deseler kütüphanesini derim. Bu kitapta 30 kitap severin 30 kütüphanesi kendi ağızlarından anlatılıyor. Kütüphane karıştırmaya bayılırım ben. Bu kitaptaki röportajlarda o kütüphaneleri karıştırma tadında. Çok keyifli.
Listeli kitap hala bitmedi ama benim liste deftermin sayfaları dolmaya ve üzerindeki çizikler çoğalmaya devam ediyor. Başucumda okunmayı bekleyen bir sürü de kitap var. Bir günde 2 yazı. Bunca gün tembelikten sonra iyi geldi.
Posted by Zeya on Apr 20, 2009 in
Uncategorized
Pazar günü Deniz kahvaltı mesajları atınca Fenerbahçe diye sözleştik. gittik ki sanki tüm İstanbul’da bizle sözleşmiş. Tek bir park yeri yok. Hemen Caddebostan Nero kararı verildi.Nero ‘da bir masa bulduk o da eğreti. İçecekleri yiyecekleri kaptığımız gibi sahile indik. Yaz gelmiş şimdi okullar kapanıp tatilciler çekilince İstanbul bize kalacak ya işte ben o tenha pazar sabahlarını bekliyorum.
Blog Ödülleri yarışmasına fena kaptırdık kendimizi benim siyasete atılmamdan korkuyorlar. Oy peşinde neler yapabileceğimi sanırım gördüler.Hala oylarınızı vermediyseniz iş blogları kategorisinde Design Your summer oylarınızı bekliyor. Son baktığımda yine 2. liğe çıkmıştık. İlk 4′te gidip geliyoruz. Acaba kazanır mıyız?
Bu aralar kafam kazan gibi kelimeleri bulmakta zorlanıyorum. Cümleye girdiğim yerle çıktığım yer başka. daha çok balık yemeliyim bir de aynı anda bir çok şey düşünmemeliyim. Kolay mı?
Türkiye’de işsizlik var deniyor ya sakın inanmayınBiz hala aradığımız elemanı bulamadık. Yaptığım iş görüşmeleri anılarını yazsam inanamazsınız. Kozyatağından Erenköy’e uzak diye gelemem diyeni de var. İş görüşmesine neden geldi ben anlamadım evinin sokağında baksaydı madem uzak, İngilizce biliyorum diye gelip bilmiyorum zaten işe de yaramıyor diyeni de var. Daha korkunçlarda var ama deşifre olurlar yazmıyorum
Yarın sabahın erkeninde pasaport yenileme peşine düşeceğim. Mayısta yolcuyum hala pasaportumu yenilemedim. Erteleye erteleye yumurta kapıya dayandı. bugün resimçektirdim adamın tarif ettiği gibi güldüğüm için tavşan dişli çıktım. Benim gülmelerimi fazla dişlerimi gösterir buldu, benimde adamı dinleyeceğim tuttu. Anlamsız bir resim çıktı ortaya.
Başka konulara sapmadan bu yazıyı bitireyim Sabah kahvaltısından girdim tavşan dişten çıktım. siz araları bağlayın artık
Posted by Zeya on Apr 15, 2009 in
Uncategorized
Bir arkadaşımın bekarlığa vedası için beyaz tüllü taç bakarken Bilun Design’a rastladım. Bayıldım bayıldım.
Hemen kendime bir tarak ona bir taç siparişi verdim. Bilun’a da mail attım hemen gelir mi diye. Bugün caddeye gelecekmiş kargoya gerek kalmadan elden teslim yaptı.
Öğrenci görüşmesinden benim aşağı inmem lazım diye kaçıp elimde torba ağzım kulaklarımda geri geldim kaldığım yerden devam etmeye. Aklım torbalarda hemen açamadım ya.
İnternetten alışveriş yaparken ya resimdeki gibi çıkmazsa düşüncesi varya Bilun’un tasarımları resimlerinden daha güzel. İçinden bir de uğurböcekli hediye çıktı. Çok şeker.
İşte resimler
Bu benim ki
Bu arkadaşıma taç
Uğurböcekli hediyenin resmini çekince koyarım.
Bilun’un tasarımları için http://bilundesign.blogspot.com/
Sevgili Bilun;
Çok teşekkürler Uğurböcekli toka için . Ellerine sağlık. Sayfanda yaptığın herşeye bayıldım. Hepsinden sipariş veresim var. İyi ki tanıştık bu sefer pek ayaküstü oldu, bir daha ya uzun uzun olur inşallah
Posted by Zeya on Apr 14, 2009 in
Uncategorized

Dün annem 3 günlük Belçika ziyaretinden döndü. Bir sürü anı bir sürü hikaye ile. Uzun zamandır anneme bir blog açıp verdiği konferansları ve ziyaretlerini yazma fikrim var. Nedense elim gitmiyor. Listeye yazıldı zamanı gelince ortaya çıkar belki.
Gece Tuntiş ile anneme çöküp eski resimleri döktüm önüme. Ne resimler var. Bir sürü resim aşırdım. Scan ettim. Onlardan broş yapma planları var. Evde oturduğum bir akşam. Bunu da listeye yazdım.
Küçükken yukardaki resme bakıp annem bavula nasıl girmiş diye şaşırırdım. Bir de elindeki bebek için delirirdim. Ne güzel değil mi?
Resimlere bakarken sanki 10 sene de bir başka hayata geçiyormuşuz gibi geldi. Her şey değişmiş benim dediğin ne ev kalmış ne kıyafetler. Bundan 10 sene sonra nerede nasıl olacağız diye düşünüp kafayı yememek için beynimden düşünceleri kovdum.
5 haftadır diyetteyim 3,5 toplamda verilen kilo. İstersem burada durabilirmişiz ama durmak isteyen kim. Haziran’a kadar devam. Hem ben böyle aç kalmadan sağlıklı yiyerek mutluyum.
Mayıs sonunda kısacık bir tatil var. En azından o tatilde makarna piza’yı rahat yemek tiramisulara pişman olmadan dalmak için devam etmek lazım…
Posted by Zeya on Apr 12, 2009 in
Uncategorized
Blog Ödüllerinde Firenze için hazırladığım www.designyoursummer.com blogu iş dünyası blogları kategorisinde aday.
Oy vermek için http://2009.blogodulleri.com tıklayıp kayıt oluyorsunuz. E mailinize gelen onay kodunu tıklayıp oyunuzu kullanıyorsunuz. Yada tıklayın http://2009.blogodulleri.com/blog/design-your-summer
Neymiş bu blog diyenlere
http://www.tuttosuzeya.com/?s=design+your+summer
Posted by Zeya on Apr 11, 2009 in
Uncategorized
Trenlerin benim hayatımda hep önemli bir yeri olmuştur. Nasıl olmasın doğduğumdan beri tren yolu kenarında bir evde yaşıyorum. Trene el sallayarak büyüdüm ben.
Bizim evde otururken akşam saat 11 civarlarında eğer evde alışık olmayan misafir varda ne oluyooor bağırtısıyla ayaklanır. Bizden biri doğu ekspresi der sakince . Camlar uğuldar tren gürültüyle geçer gider.
Yazın bahçede otururken yataklı geçerken restoran vagonunda her masanın lambası pırıl pırıl yanar. Hemen sehayat planları yapılır. Restoranda sabaha kadar oturmalı sonra yataklarda uyumalı.
Ne maceralarımız vardır annemle bizim. Buradan Karsa iki gece trende uyumalı. Annem sigarayı kars treninde bırakmıştır mesela. Ben tren tutmasından 48 saat uyuyarak rekora rekor katmışımdır.
Cümbür cemaat pamuk kale seferinde gece 3. kat ranzada ayaklanıp kafamı vurduğumda herkesin sabaha kadar gülmesine sebep olan yine benim uykudan uyanıp saçmalama durumlarımdır. Bu durumlar üzerine kaç yazı çıkar bir bilseniz. Bir de uykudan telefonla uyanma dialoglarım vardır ki onlar apayrı.
Banliyo trenle maceralarımız da çoktu. Eskiden öyle bin arabaya oraya buraya olmadığından annem mahallenin çocuklarını toplar Pendik’e kebapçıya götürürdü. Trende hepimiz her kafadan bir ses istasyonları saya saya gider gelirdik.
Bizim bahçenin önünden geçerken inme planları yapılırdı. Tren dursa şurada atlasak 3 adımlık istasyon yolunu yürümesek planları. Annemler eskiden trenle denize giderlermiş evin önünden geçerken plaj çantaları pat diye bahçeye atılırmış ki eve kadar ıslak havlular ağır ağır taşınmasın.
Çocukluğumda en büyük yasak da tren yoluydu. Annem altınınız düşse gitmeyeceksiniz derdi. Tenis topları kaçtığında almak yasaktı. Tren yolunun karşısındaki büyükannenin evine ancak bir büyükle raylardan atlanıp gidilirdi. O zamanlar evin dibinde alt geçit yoktu.Annem yıllarca imza topladı alt geçit yapılsın diye. En sonunda yapıldı. Bu alt geçit ismini de çok genç yaşta vefat eden ama bir çok kişiye organları ile can veren Gizem Damla Tuğtekin’den aldı.
Bize hep sorulan sorudur gece nasıl uyuyorsunuz tren sesinde diye. Ben tren yolu kenarında doğduğum için sesine doğuştan alışkınım. Duymam bile. Sadece büyük trenler geçerken filmin bir kısmı eksik kalır bizim evde. Bir de simetri hastalığı olanları çıldırtacak şekilde çerçeveler kayar.
Annem hala treni tercih eder. Uçaktan daha kolay diye. Ben trene çok uzun zamandır binmiyorum. Evin dibinde olmasına rağmen alışkanlığım yok. Bu aralar evden trenle çıkıp haydarpaşaya oradan vapurla trafiğe karışmadan karşıya geçme planları yapıyorum. Annemden gördüm de…
Posted by Zeya on Apr 9, 2009 in
Uncategorized
Bana mail yolu ile gelen bir kitap kampanyasını duyurmak istiyorum. Yine çocuk kitapları bekleniyor. Mersin’in Yeşilovacık beldesinin Belediye başkanı çocuklara bir oda vermiş kütüphane yapsınlar diye. Boş raflar Türkiye’nin her yanından gelen kitaplarla dolacakmış. Belki de hiç masal kitabı okumamış, hiç kitabı olmamış çocuklara ulaşacak kitaplarınız, onlara yepyeni dünyaları tanıtacak, hayatlarına dokunacak değiştirecek.
Her çocuğun bir masalı olmalı kitap kampanyası hepimizin desteğini bekliyor.
Nereye nasıl ne yapmalıyım diyenler için tıklar geliyor !!
http://uzagagidenkadin.blogspot.com/2009/04/her-cocugun-bir-masali-olmali-kitap.html
http://uzagagidenkadin.blogspot.com/2009/04/her-cocugun-bir-masal-olmal-kampanyas.html
http://www.birmilyonkalem.com/
Posted by Zeya on Apr 7, 2009 in
Uncategorized
Pazar günü bir üşengeçlik sonucu saçlarımı doğal haline bırakıverdim. Saç düzleştiricisine bağımlı olarak yaşayan ve denizden çıkıp daha plajdayken saçım düz olsun koşusu tutma potansiyeline sahip biriyim. 3 senedir onsuz sokağa adım atmadım diyebilirim.
Dün ofise neredeyse kıvırcık saçlı giriverince herkes saçlarını mı sardın perma mı yaptın çığlıkları attı.Neredeyse kıvırcık çünkü yıllar süren remingtondan sonra saçlarımın karakteri bozuldu. Saçlarımı ya düz ya da toplu gördükleri için doğal hali diyince inanamadılar. 6 sene dile kolay.
Benim saçlarım çoktur, kuaförlerin 3 kişilik para almak isteyeceği cinsten. Kontrol altına almak hep zor olmuştu taa ki remington hayatıma girene kadar. 9 dakika da dümdüz saçlara kavuşabildiğim için hayatımın en derli toplu saç yılarını yaşadım.
2 gündür düz saç bağımlılığımı geride bırakmış gözüküyorum. Her an remingtona koşabilirim. En azından şimdilik elektrikler kesildiğinde apartman boşluğundaki jenarötürlü priz başına koşmayacak kadar özgürüm. Düz saçı seviyorsam ne yapayım
:):)