Posted by Zeya on May 29, 2009 in
Uncategorized
Ofise gelen hepsiburada .com kutusundan pembe çantalı harika bir şey çıktı. Süpriz süpriz benimmiş. Vedat almış uğurböcekli kulaklarımla müzik dinleyeyim diye.
Benim müzik dinleme hikayem taa walkmanlere dayanır, yolda bir yere giderken , yürürken sürekli kulağımda kulaklık vardır. Telefonum bu yüzden walkman özelliklidir. Bir anda başlayan bir şarkıyla hayat filmden kareye dönüşür ya işte o anları çok seviyorum.
Milano’da uğurböcekli kulaklıklar telefonuma uymayınca Vedat önce bir MP3 player aldı minnoş harki bişey sonra onu beğenmemiş ki dünkü creative çıkageldi. Daha keşfedemedim ama resimlere bakabileceğim, video seyredeceğim ve hem kulaklıkla hem pembe çantası sayesinde dışarıya ses verebileceğim bir player.
Elektronikten beyaz eşyaya birşey alalım mı demeden araştırması yapılır , excel tabloya aktarılmış hatta grafik görüntüleri ile bir çalışma hem de . Ben de rengi şu olsun, şusuda olsun diye pek bir hazıra konarım.
Şimdi evin duvarlarına ve balkona taktım. Var mı sizden fikirler ??
Posted by Zeya on May 28, 2009 in
Uncategorized
Bir kitap okudum içim sımsıcak oldu. Jason F. Wright’ın yazdığı çarşamba mektupları. Bir adamın karısına her hafta çarşamba günü yazdığı mektuplardan oluşuyor. Aynı evde de otursalar, aynı odada da olsalar, küs de olsalar her hafta karısına bir çarşamba mektubu yazıyor. Adam ve karısının birbirlerinin kollarında ölümlerinden sonra 3 çocuğu bu mektupları okuyorlar ve aile sırlarını öğreniyorlar. Kitabın sonunda ise bir zarf var ve içinden son bir mektup çıkıyor. Hikayenin sonunu bu şekilde öğreniyorsunuz.
Kitabın içinde adam bir liste yazmıştı. Aynı gün Tanya bir aşk listesi yaptı. Buna benzer. İçimi pırıl pırıl yapan. Böyle yazıya vuran aşkları seviyorum ben.
Bir de orada burada notlar bulmayı ve bırakmayı seviyorum…
Posted by Zeya on May 27, 2009 in
Uncategorized
Dün akşam Moda Spor klübünde çok keyifli bir yemekteydik. Bana kalsa Moda Deniz klübüne gider abimleri kek gibi beklerdim ki neyse ki hep beraber gittik. Vakıf Bank Umut Çocukları İlk öğretim okulu yararına yapılan bir yemekti.
Abimlerin arkadaşı Telim Abla o okulun gönüllülerinden. Harika işler yapıyorlar. Sokakta yaşayan umutları olmayan çocuklardan eğitimli geleceğini yaratabilen bireyler yetiştirmeye çabalıyorlar.
Dün akşam ki yemekte çocukların yaptıkları resimlerden çekiliş için kitap ayracı yapmışlar. Bayıldım ben hepsine.
Umut Çocukları ilk öğretim okulu sokak çocukları için yatılı bir ilk öğretim okulu.Uzun yıllar Vakıf Bank sponsorluk yapmış ama artık sadece gönüllülerin yardımları ile çocuklara bir yuva sağlanıyor ve onları rehabilite edip eğitim almaları sağlanıyorlar. Yanlış bir şey yazmamak için aşağıda web sayfalarından alıntı yapıyorum.
”Vakıfbank Umut Çocukları İ.Ö.O.’nda Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak ilköğretim müfredatı uygulanmaktadır. Ayrıca eğitim ile birlikte rehabilitasyon hizmetleri, pedagog, uzman psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı verilmektedir.
Okulumuz, barınmakta olan öğrencilerimizin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yapıda dizayn edilmiştir. Öğrenciler kurumda aynı anda hem eğitim görmekte hem de yılın 365 günü barınabilmektedirler. Kuruluş amaçlarımız doğrultusunda okulumuzda;
-
Çeşitli sosyal ve ekonomik nedenlerle sokakta yaşamak zorunda kalmış, sosyal tehlikeyle karşı karşıya kalan çocukların barındırılmalarına,
-
8 yıllık temel eğitim haklarından yararlandırılmalarına,
-
Sosyal rehabilitasyonu sağlayıcı etkinliklere katılımlarına,
-
Temel ihtiyaçlarının giderilmesine,
-
El becerisi kazanmalarının sağlanmasına,
-
Mezun olduktan sonra da eğitimlerine devam edebilecek motivasyonu kazanmalarının sağlanmasına
-
ileleriyle olan ilişkilerinin düzenlenmesine yönelik faaliyetlerin yürütülmektedir.
Müdür babaları ile müthiş öğretmen kadrosu ile ve canı gönülden çalışan okul aile birliği ile çocukların hayatlarına dokunuyorlar ve mucizeler yaratıyorlar. http://www.vakifbankumutcocuklari.meb.k12.tr/
İçim pırıl pırıl oldu. Sizin de olsun istedim…
Posted by Zeya on May 25, 2009 in
Uncategorized
Bu ara sürekli bir yerlerde olmak gerek durumu var. Orada yemek, burada nikah, şurada toplantı. Sürekli bir koş koş hal söz konusu. Birine giderken aklımda öbürleri var. Saat kaçta evden çıkmalı sorusu ile insan delirtebilen bir bünyeye sahibim. Geç kalmak ve trafiğe takılmak en büyük 2 fobim. Bu yüzden erkenden evden çıkmalarımla ünlüyüm. Ne de olsa tren istasyonuna en az 2 saat erken giden Nevzat Dede’nin torunuyum. Genlerimde var. Geçen hafta 7′deki uçak için 2,5′da evden çıkma israrlarıma Vedat evet dedi. Havaalanında daha checkin bile açılmadan 1 saat bekledik.
Hafta sonu bir kaç yere koştuktan sonra soluğu mutfakta aldım. Evde ilk defa Lazanya yapma denemem başarı ile sonuçlandı. Vedat aynı İtalyadakiler gibi diye onayladı. Elimi bol tuttuğum için ve ben rejim yaptığım için etrafa lazanya servisi yapıldı.
Bu arada İtalya’daki bol yürüyüşlerin sonucu bu hafta 900 gr vermişim. Hem de onca makarnaya rağmen. Toplamda yaklaşık 6 kilo oldu. Daha gider mi? Göreceğiz.
Şimdi sırada bol bol yürüyüş var. Uğurböcekli eşyaların son noktası kulaklıklarımı takıp, kendimi sahile vurmam lazım. Artık havadan sudan bahaneler kalmadı.
Bu koş koşlarda tüm suç genlerimin. Dün Erzurumdan gelip bu sabah uçağı ile Antalya’ya giden annemin kızıyım aynı zamanda dün gece araya bir de konser sıkıştırdı hem de . Genler fena sıkıştırıyor beni. Ama yine de onun yanında pek yavaş kalıyor benim halim.
Dün geceyi Metehan derbisi ile bitirdik. Güle oynaya bana diet kola alarak geldi yenilgiye dayanamayıp asansör kapıları yumruklayarak gitti. Bunda asansör kapısında En büyük Beşiktaş diye bağıran bir halanın parmağı da yok değil.
Şimdilik benden bu kadar. İyi haftalar herkese…
Posted by Zeya on May 22, 2009 in
Uncategorized
Gece vakti uçaktan bir indik ki İnter şampiyon olmuş eline bayrağını kapan kendini sokaklara atmış. Biz de ilk defa aynı takımı tutmanın fırsatını kaçırmadan kendimizi Duomo meydanında bulduk. Hani TV Japon turistleri gösterir ya Türk maçlarında işte aynı onlar gibiydik. Gece yarısına kadar onu bunu izledik bir sürü resim çektik.
Sonraki günler günde ortalama 7 saat yürüdük, bir sürü yeni yer keşfettik, sürekli iş için gidilen sıkıcı Milano nedense bana pek güzel geldi. Bütün tatil boyunca benim havaalanında yaptığıma çok güldük.Uçağa giderken önümüzde hintli bir kadın yürüyen yere binerken çok kötü düştü. Kalktı baktım ki kafası kanıyor ama kadın umursamadan yürüyor. Arkasından kafanız kanıyor diye koştum ama kadın ve arkadaşı o kan değil diye kahkahalar attı. Hint kadınların alınlarına sürdüğü bindi olduğunu biraz geçte olsa anladım. Ama cidden kan gibiydi ne yapayım.
Böyle uçağa giderken anım bitmez benim. Hatta bir tanesi var ki internete video olarak düşecek nitelikte. Ayy belkide düşmüştür bile. Boyum kadar 2 bavulla ve annemle deniz otobüsüyle havaalanına gitmeye çalışırken annemin bavullar buradan geçer laflarına inat çok biliyormuş gibi 2 bavulu turnikeden kendimle birlikte geçirmeye çalışırken turnikenin üzerinde ata biner gibi kaldım. Tüm bekleme salonu bana bakıyordu. Çeşitli bacak debelenmeleri ile kurtulurken anneme şimdi gülme sonra güleceğiz diye tıslayıp havalı havalı yürüyüp boş bir koltuğa oturdum. Değil annem salonda kimse gülmedi
:):) Sonra çok güldük ama…
Neyse bu kadar anıdan sonra işte Milano resimleri…

Sarı bisikletleri kredi kartınızı kullanarak kiralayabiliyorsunuz ve şehrin herhangi bir yerindeki parkına bırakıyorsunuz. Turislerden daha çok Milanolular kullanıyor. Takım elbiseli, döpiyesliler sabah sabah işlerine bunların üzerinde gidiyorlar.
Milano’da sadece vitrinlere bakarak insanın vizyonu değişebilir. İşte bir kaç örnek… O kapı beni benden aldı. Bizim apartmanın kapısını boyama planları yaptım
:) Alttaki kadın figürlü iskemleyi istiyorum diye tutturdum hala tutturmam geçmedi
:):)

Asıl Fornarina’da bir ayakkabıya aşık oldum. Numarası yoktu. O kadar çok sevdim ki Vedat küçük numara al evde dursun evde olması bile seni mutlu eder dedi. Tabii ki almadım. İstanbul’daki fornarinalarda da kalmamış. Ben onu istiyorum ama… Tıklayın bakın alttaki ayakkabı http://www.setyourstyle.com/wp-content/uploads/2008/09/greta_shoes_fornarina.jpg
Posted by Zeya on May 20, 2009 in
Uncategorized
Havaalanında giderken herkes maskelerleydi biz ve bir kaç şuursuz elimizi kolumuzu sallaya sallaya gittik. İtalya’da hiç bir önlem yok. Sanki domuz gribinden haberleri yok gibiydi. Uçaktan maske ile inenlere dehşet içinde bakıyorlardı sadece. Gazetelerde Televizyonlarda bu konuyla ilgili tek bir haber yok. Biz mi çok ciddiye aldık termal kamera ihalesi birine mi yaradı anlayamadım. Yakında çıkar meydana…
Dönüşte uçakta form dağıttılar. ateşiniz kaç derece diye bir soru vardı. Aşağı yukarı yazdık
:). termal kameralardan 3 uçak dolusu insan geçti bir tek kişinin yüksek ateşi çıkmadı. Hava alanı çalışanları maskeleri çenesine düşürmüşler. Sıkıntı içindeydiler.
Milano’da 4 gün çok güzel geçti. Resimli anlatım yapacağım yakında. Vedat bankacların çalışma saatlerini görünce oraya taşınmaya karar verdi. Sonra benim İtalyan tarzı çalıştığımı fark edip bizim ofise tranfer olacağını beyan etti. Banka kurmamızı bekliyor şimdilerde
:)
Ben uzaklardayken Türkan Saylan vefat etmiş. Cüzzam Hastaları ve öğrenciler için yaptıkları ile adı yaşayacak.Kim neyi tartışırsa tartışsın hipokrat yemini etmiş doktorlar bile bu hastalardan kaçarlarken o onların başını okşamıştı. Kızların eğitimi için yaptıklarını anlatmaya bile gerek yok herkes biliyor. Yolu ışık olsun !!
Pazar akşamı ise annem Fatih Altaylı’nın Teketek özel’de konuğuydu. Ben kaçırdım ama seyredenlerden duyduğuma göre oldukça güzel bir program olmuş. Ben uzaktan telefon takibindeydim. Videosunu izleyeceğim. Annem bu sabah Erzurum’a gittiği için henüz kendisi ile karşılaşamadım.
Şimdilik benden bu kadar. Biriken mailler, yapılması gereken işler beni bekler…
Posted by Zeya on May 15, 2009 in
Uncategorized
Aperitivo’muzu alıp akşam yemeğini geç saatte yemeğe, Gnocchinin dibine vurmaya, bir sürü resim çekmeye, verilen kilo için bol bol alışveriş yapmaya, 3 gün diyet miyet düşünmeden dondurma ile beslenmeye (Şaka şaka) gidiyoruz.
ps: Uçakta burnumu çekmeden, hiç hapşırmadan 3 saat nasıl durulur biri bana anlatsın !!!!
Posted by Zeya on May 14, 2009 in
Uncategorized

Sabah işe geldim ki masamda mor kurdeleli bir paket. Yan masadan sana hediye geldi biz çatladık kimden anlamadık bakışları. Ne seneryolar yazılmış. Hatta üzeri okunup sana kim uç uç böceğim diyor soruları geldi. Biraz daha geç kalsam Vedat aranıp haberdar edilecekmiş öyle dediler.
Benim bir anda yorgunluğum geçti tıkanık burnum açıldı zıp zıp oldum.Açtım zarfı ve kullanma talimatlarını okudum.Yüzümde bir gülümsemeyle koşup içeri denedim. Tam tam oldu bedeni.
Uçuç böcekli kalpli süper eteğime kavuştm.Markası da üzerine işlenmiş SEDEN diye.
Sed çook teşekkür ederim. Harikasın sen. Sana mail attım ama bir server probleminden out boxumda bekliyor. SMPT ayarları düzelince ulaşacak eline.
Sed seni Barselona’ya Moda Tasarımı workshop una yollamanın zamanı gelmiş de geçiyor !!!
Sed kimmiş neler yapmış merak ediyoruz diyorsanız: http://fashionpassionist.blogspot.com/ bir tık. Orada neler yapmış nasıl alışveriş yapabilirsiniz hepsi yazıyor
Posted by Zeya on May 13, 2009 in
Uncategorized
Ben durulmak istedikçe arkamdan birşeler ittiriyor beni. Duramıyorum. Hastalıkların zihinsel sebeplerine inanırım.Soğuk algınlığı dinlenmeye ve kendine zaman ayırmamakmış. Onaylama cümlesi ise geri çekiliyor ve durumu objektif gözlemleyebilecek mesafede duruyorum imiş.
Bense tüm hayatım boyunca kendimi olayların tam ortasında bulurum. Sokaktaki kavgada bir anda araya girebilirim hatta bir keresinde kavga etmeyin yolu açın evimize gidelim telkinlerime karşı kavga eden 2 kişi birleşip bana bağırmıştı. aralarında barışı sağlamıştım bu da başarı değil mi?
Böyle zamanlarda kendimi konuşurken buluyorum. Bir anda orta yerde. Nasıl birşeyse.
Bu hafta sona ermeden yapılacak işler, çözülecek problemler, tam sağlık kazandırılacak bir bünye, yıkanacak ütülenecek bavula konacak çamaşırlar, toparlanacak bir kafa ve üzerinde boyatılacak saçlar var.
Listeler var yine dolu dolu. Hem hafta sonu gelsin gidelim istiyorum hem daha yapacak çok iş var günler geçmesin. Ne çelişki…
Posted by Zeya on May 11, 2009 in
Uncategorized
Buraya anneler günü yazısı yazacaktım, hatta annemin bir resmini bile seçmiştim ki Cumartesi gecesi başlayan titreme ile bir yattım yatış o yatış. Biraz önce başımı kaldırdım. Çocukluğumdan beri böyle olmuyordum sanırım. Vedat pek ihtimamla baktı bana bir ara annemin evine ihtimamdan kurtar beni diye kaçtım orada da el ele verip beni besiye aldılar.
Yatar halde annemin anneler gününü kutladık. Yine eve dönüp uyuma uyku arası 3 film seyretme uyurken hepsinin içine dalma beyni allak bullak etmeli bir pazar günü geçti. Pazartesi sabah süper kalkarım işime giderim telkinleri yetmedi. Evde bilumum kadın programları dolu bol uykulu bir gün geçti. Biraz evvel uyandım ki kafamdaki ağırlık gitmiş. Gözüm açılmış.
Bu hastalık bir hafta sonra olsaydı havaalanında termal kamerada mimlenip maskeli adamların arasında Milano uçağının ardından el sallardım. Şimdi kendimi iyice iyileştirmek için az zamanım kaldı. Vitaminler, portakal suları ve katarin kokteyline devam…