Gece vakti uçaktan bir indik ki İnter şampiyon olmuş eline bayrağını kapan kendini sokaklara atmış. Biz de ilk defa aynı takımı tutmanın fırsatını kaçırmadan kendimizi Duomo meydanında bulduk. Hani TV Japon turistleri gösterir ya Türk maçlarında işte aynı onlar gibiydik. Gece yarısına kadar onu bunu izledik bir sürü resim çektik.
Sonraki günler günde ortalama 7 saat yürüdük, bir sürü yeni yer keşfettik, sürekli iş için gidilen sıkıcı Milano nedense bana pek güzel geldi. Bütün tatil boyunca benim havaalanında yaptığıma çok güldük.Uçağa giderken önümüzde hintli bir kadın yürüyen yere binerken çok kötü düştü. Kalktı baktım ki kafası kanıyor ama kadın umursamadan yürüyor. Arkasından kafanız kanıyor diye koştum ama kadın ve arkadaşı o kan değil diye kahkahalar attı. Hint kadınların alınlarına sürdüğü bindi olduğunu biraz geçte olsa anladım. Ama cidden kan gibiydi ne yapayım.
Böyle uçağa giderken anım bitmez benim. Hatta bir tanesi var ki internete video olarak düşecek nitelikte. Ayy belkide düşmüştür bile. Boyum kadar 2 bavulla ve annemle deniz otobüsüyle havaalanına gitmeye çalışırken annemin bavullar buradan geçer laflarına inat çok biliyormuş gibi 2 bavulu turnikeden kendimle birlikte geçirmeye çalışırken turnikenin üzerinde ata biner gibi kaldım. Tüm bekleme salonu bana bakıyordu. Çeşitli bacak debelenmeleri ile kurtulurken anneme şimdi gülme sonra güleceğiz diye tıslayıp havalı havalı yürüyüp boş bir koltuğa oturdum. Değil annem salonda kimse gülmedi :):):) Sonra çok güldük ama…
Neyse bu kadar anıdan sonra işte Milano resimleri…

Sarı bisikletleri kredi kartınızı kullanarak kiralayabiliyorsunuz ve şehrin herhangi bir yerindeki parkına bırakıyorsunuz. Turislerden daha çok Milanolular kullanıyor. Takım elbiseli, döpiyesliler sabah sabah işlerine bunların üzerinde gidiyorlar.
Milano’da sadece vitrinlere bakarak insanın vizyonu değişebilir. İşte bir kaç örnek… O kapı beni benden aldı. Bizim apartmanın kapısını boyama planları yaptım :):) Alttaki kadın figürlü iskemleyi istiyorum diye tutturdum hala tutturmam geçmedi :):):)

Asıl Fornarina’da bir ayakkabıya aşık oldum. Numarası yoktu. O kadar çok sevdim ki Vedat küçük numara al evde dursun evde olması bile seni mutlu eder dedi. Tabii ki almadım. İstanbul’daki fornarinalarda da kalmamış. Ben onu istiyorum ama… Tıklayın bakın alttaki ayakkabı http://www.setyourstyle.com/wp-content/uploads/2008/09/greta_shoes_fornarina.jpg












zeya, gözümde canlandı o deniz otobüsü görüntüsü. agzımdan kahvemi püskürtüyordum :)))
o yürüyen yerde bende düşme tehlikesi atlatmış ve düşmemek için kendimi kenarındaki el tutulan yerden atlayarak atmıştım,ilk hamileliğimde. öndekilerin çantası bitiş yerinde takıldığından olmuştu. o an için olmasa da bende hep gülerim düşüşlere, kendiminkiler dahil. senin turnikedeki halinede güldüm şimdi Zeya
ay ben o yürüyen yerlerde yürümeyei pek severim hehehe. Ayakkabı çoook güzel. Resimleri büyütemediğime de pek hayıflandım . Çook öptüm.
bilog template’ne bayıldım yahuu :)
Zeyam simdi yerinde olacak mi bilmiyorum ama hani essegin aklina karpuz kabugu dusurmek diye bir deyim var yaa, iste bu Milano’da fotograflardan sonra aynen karpuz kabugu gibi aklima dustu :)) Keyifli vakit gecirmene cok sevindim :)) Kocaman sevgilerimi gonderiyorum sana Zeyacim :))
Fotoğraflar nefis..ama ayakkabı daha nefismiş..ne güzel gittiniz..güldünüz…eğlendiniz..özendim bak şimdi.
Tuğba;
Gülme çok ayıp :):):):)::) Ayy ben aklıma geldikçe o halim çook gülüyorum :)
çocuklaçocuk;
ben de gülerim çok düşmelere kendim düşersem 5 katı gülerim :):):)
Lale abla;
Teşekkürler;
Resimlerin boyutları kendiliğinden oluyor ben keşfedemedim daha nasıl oynanacağını :):)
moonsun;
o zaman yapılacaklar listeisne girdi bile Milano desene :):)
süper süper
Tanya; sorma o ayakkabı rüyalarıma giriyor.
İyi ki gittik evet evet :):):)
ufff, ne güzel geçmiş be zeyam…