Renkli Haftasonu

Bizim evde bu hafta sonu rengarenkti…
Pazar günü Umut Çocukları buluşmasına tüm hazırlıklar yapıldı. Pırıl pırıl bir pazar günü bol yemekli, top oynamalı, şarkılı türkülü şen şakrak ardında bir sürü iyikiler bırakarak geçti.
Zeya hakkında herşey

Bizim evde bu hafta sonu rengarenkti…
Pazar günü Umut Çocukları buluşmasına tüm hazırlıklar yapıldı. Pırıl pırıl bir pazar günü bol yemekli, top oynamalı, şarkılı türkülü şen şakrak ardında bir sürü iyikiler bırakarak geçti.
Bugün defter listede uzun zamandır duran hep duracakmış gibi korktuğum bir maddeye bir çizik atıldı. Çok sevindim çok. Düşüncelerimizin bizi yönettiğine her gün biraz daha inanıyorum. İnandıkça felaket senaryolarıma iptal iptal diye bağırasım geliyor. Bunu bir kitapta okumuştum pozitif düşünmemiz gerekirken negatif düşünürsek iptal iptal diye bağırmamız gerektiğini.
Bu hafta sonu bu sevinçle geçecek. Şimdi eve kırmızı mutfağı kurabiye kokutmaya gidiyorum. En tarçınlısından. Yarın Umut Çocuklarına gidiyoruz ya. Hazırlıklar oraya.
Mutlu hafta sonları !!
ps: Ben MJ’ı tek başıma arkadaşlarımla gittiğim ilk filmin sahibi ve Thriller dansı ile hatırlıyorum ve hep öyle kalayım istiyorum.
Genelde kitapçı gezerken öneri yapan kısım ben olurum. Çevremdekiler alıverirler. Ama bu sabah kitabı havada sallayıp bunu okuyan var mı diye sorup cevap almaya bayıldım. Bundan sonra kitap alışverişlerine Ebru, Nalan ve Lale Ablayla gideceğim. Ebru’nun teyzesini de unutmamak lazım tabii.
Kadıköy alkımda sabah körü buluşması yaptık bu sabah. Ben gelemiyebilirim derken kendimi orada buldum. Alkım’da kitap bakmayı seviyorum ama almayı sevmiyorum. Kasada bir kadın var asabi. Daha önce de zaten orada vukuatım var. Ben en çok Nezih Kitapevinin kasalarını seviyorum. Artık tüm kızlar tanıdık diyedir belki.
Kahve dünyasında oturduk biraz. Gözüm çikolatalarda kaldı. fındıklı tıkıt tıkır çikolatayla bakışıp o kadar diyet yaptın şimdi bozma diyen sesimi dinleyip uslu uslu geçtim önlerinden.
Bir sürü kitap aldım yine kendimi tutamadım. Şimdi eve gidip okumak için sabırsızlanıyorum. Bir sürü okuduğum kitap birikti onları da yazacağım. Kitapları yazmayı seviyorum ilerde dönüp okumak keyifli oluyor.
Yine başucumda kule var. Seviyorum bu kule durumunu …
Pazar sabahı erkenden yola çıktık. Keşke tatile çıkıyor olsaydık diye diye Demirciköy Dalya Beach’e geldik. Sabahın körü Vedat kendini denize attı ben soğuk diye mırın kırın yaptım. Biraz ısınınca girerim dedim ama sonra rüzgar mı döndü ne olduysa deniz acayip pislendi ve ben sadece ayakklarımı denize soktuğumla kaldım. 3 başarısız denemenin ardından sadece güneşlenme ve duşta serinleme yaptık.
Çimlerin üzerinde uzanmak, bina görmeden temiz hava da bir gün geçirmek harikaydı. Ayaklarımız toprağa değdi uzun zaman sonra . Çok iyi geldi.
Trafiğe kalmamak için erken çıktık göz göre göre ben sahil yolu dolu olur diye inat ederek 2. köprü yoluna girdim. 35 dakikada gittiğimiz yolu 2,5 saatte döndük. Ben yolda sahilden gitseydik de bu kadar sürerdi inadımı sürdürdüm. 2. köprüdeki yol çalışmaları bizi bezdirdi. Bir ara arabaların arasından çığlık atarak koşacaktım tabii ki Vedat tuttu.
Dalya Beach doğa olarak güzel ancak daha kasa kuyruğunda yiyeceklere zam yapacak ya da adamına göre fiyat verecek tarzda bir büfeye sahip. Gitmeden rüzgara göre denizin durumunu öğrenmek gerek. Yoksa ben bizim sahilin daha temiz günlerini gördüm.
Gönlüm orada resimler çekeyim buraya koyayım isterdi ama “Fotoğraf makinesini al Uğur” lafı üzerine alırım tabii söylemene gerek yok bakışı atıp sonrada unutan bir bünyeye sahibim. Savunma olarak da biz denize girerken çalınır diye almadım zeytinyağlılığını da yaptım.
Akşam eve dönüş daha yolda başkasının planlarına kaynayış ile kendimi bir anda sinemada buldum. Sandra Bullock’un teklif isimli filmine gittik. Güzel hafif bir filmdi.Ben de Alaska’ya gitme isteği yarattı. Sıcaklardan olsa gerek.
Bu hafta hızlşı başladı Salı yarılandı bile. Yapılacaklar listesine çizikler ata ata ilerliyoruz. Yaşasın yaşasın !!
Umut Çocukları hakkında daha önce yazmıştım. Yaz tatilinde okulda geçirmek zorunda kalan öğrencilerle 28 Haziran Pazar günü okul bahçesinde 14:30 ‘dan sonra buluşuyoruz. Ayrıntıları yazmak yerine Ferhan Abi’den gelen 2 mesajı olduğu gibi buraya yazıyorum.
BİLİYORUMKİ UZUN SÜREDİR GÖRÜŞEMESEKTE BİZ BÜYÜK BİR AİLEYİZ…
HEPİMİZİN KATILACAĞINI DÜŞÜNDÜĞÜM SOSYAL BİR OLAY İÇİN 28 HAZİRAN 2009 PAZAR GÜNÜ 14,30 DAN SONRA TERCİHEN KENDİ ELİNİZLE EVİNİZDE YAPABİLECEĞİNİZ VEYA ÜŞENENLER İÇİN DIŞARIDAN ALACAĞINIZ BİRER ,İKİŞER KİLOLUK PİKNİK ORTAMINDA YENEBİLECEK YEMEKLERLE BİRLİKTE OKUL BAHÇESİNDE SANAL OLMAYAN SEVGİ PAYLAŞIM ETKİNLİĞİNE BEKLİYORUM.…
HEPİNİZİN GÖSTERDİĞİ DUYARLILIK İÇİN TEKER TEKER TEŞEKKÜRLER
KARTALDAKİ OKUL BAHÇESİNDE GÖRÜŞEBİLMEK ÜMİDİ İLE
SEVGİLERİMLE.
Sevgili arkadaşlar 28 hazirana çok az kaldı.
Bu okulu ve ögrencileri tanıyıncaya kadar sizler gibi düşünüp kendimi bu tür olaylardan uzak tutmaya hatta kırmızı ışıkta bir şeyler satmaya çalışan çocuklara bana zarar verecek zehir saçan yaratıklar olarak bakıyordum .Eminim sizler içinde aynı şeyler ve hisler söz konusu.
Ön yargılarınızı kırıp önların sadece sizin ve çevrenizdekilerin çocuklarından farklı olmadıklarını görmeniz için düzenlediğimiz bir etkinliktir bu sizden emin olun sevgiden başka bir şey talep edilmeyecektir.
Daha sonra ise eminimki sizlerde benim gibi ışıkta bekleyen çocuklar için arabanızda şeker ve çiklet bulunduracaksınız yüzlerindeki gülümsemeyi görebilmek için.
BU FIRSATI KENDİNİZE VERİN PİŞMAN OLMAYACAKSINIZ .
Karabekir Ferhan AYASBEYOĞLU
Not : Önerileriniz veya yapmayı düşündüğünüz bir şey varsa paylaşmaktan onur duyacağım…
Yukardaki notlara benim ekleyeceklerim ise eğer elinizde vermek istediğiniz oyuncaklar, çocuk kitapları varsa o gün gelemeseniz bile bana ulaştırırsanız keyifle çocuklara ulaştırırım. Bu etkinlikle ilgili bilgi sahibi olmak isteyenler facebooktan okulun grubuna katılabilir ve etkinlik davetini görebilirler.
Adres ve kroki için tıklayınız.
http://www.vakifbankumutcocuklari.meb.k12.tr/
28 Haziran Pazar günü buluşmak dileği ile…
ps 1: Bu duyuruyu paylaşmak serbesttir
ps 2: Babaların ve benim babamın ve baba gibi abilerin Babalar günü kutlu olsun !!! İyi ki varsınız !!
Sabahları erken uyanıp evde vakit geçirmeyi seviyorum. Koşarak değilde ağır ağır evden çıkmayı, annem evde mi diye kapıyı çalıp kahvaltıya dadanmayı sa seviyorum. İşe zıp zıp bir şarkı ile yürürken yol üzeri pastane atölyesinden çıkan kokuları ama çelik gibi sağlam irademle gurur duymayı da seviyorum.
Nero’da kahvemi ben daha söylemeden benim istediğim gibi yapmalarını sıra olsa bile bana verivermelerini de seviyorum. Zıplaya zıplaya ofise girmeyi, sabah sessizliği bozulana kadar masamda plan yapmayı seviyorum.
Çalan telefonlar ,giden gelenler arasında en çok bekleme masalarına değil de karşımdaki koltuklara oturan ve ayakkabılarını çıkartıp eline alan kıza şaşırıyorum. Böyleler hergün mutlaka beni buluyor ve günümü renklendiriyor.
Akşam olunca ofisin serinliğinden sıcak havaya çıkmayı eğer bir yere gitmiyorsam bir an ne yapsam diye düşünmeyi mutlaka Nezih Kitap evinin bir kapısından girip diğerinden çıkmayı seviyorum.
Kırmızı mutfakta diyet listesine göre yemek hazırlamayı, oraya gideyim, buraya gideyim planları yapıp sonra karşı komşu abilere gitmeye bile üşenmeyi ve erken yatacağım diyip diyip gece yarısını devirmeyi de seviyorum.
Bu seviyorum halleri genele yayılsa da bazen sana bir küsmek istiyorum barışıp sonra tekrar küsmek istiyorum haline dönüşebiliyor. Var serde bir piskopatlık ya neyse.
Sabahın en köründe uyandım. Köşeden Ebru’yu alıp çene yaparken zuz’un evini kaçırıp 2. turda Zuz’uda alıp yollara düştük. Ben işe çok geç gitmeyeyim diye sabahın en erkeninden Lale Abla’nın hep anlattığı koruya giriş yaptık. Şen şakrak neşeli bir kahvaltı ettik. Çevremizde kimse uzun süre dayanamadı. Koşarak kaçan masalar bile oldu. Ebru hamaratça masayı donattı ben kendi kendimi diyet halinde besledim. Uzun uzun Can’ı sıkıştırdık. O bize Nebahat Çehre kahkahaları attı. Boğaz manzarası muhteşemdi. Bu sabah çok keyifli Nalanlı Ebrulu Lale Ablalı az biraz Gamzeli Fasulyeden blogcu Zuzlu Berfulu Canlı Ece’li Serpil Hanımlı bol kahkahalı neşeli bir kahvaltı yaptık. İyi ki yapmışız ofise koşa koşa ama pek mutlu girdim bu öğlen.
ps: Resimler ve ayrıntılar Lale’nin Bahçesinde…
Dün akşam Metehan’ın okulunda halk oyunları ve müzik gecesi vardı. Bizimki koroda görevli olunca kendimizi okulda bulduk. Nasıl kalabalık.Bir de ayakta kalınca ayvayı yedim dedim. Ama gösteri o kadar profesyoneldi ki. Çok sesli koro ile marşlardan türkülere, Almaca’dan İspanyolcaya bir çok parça söylediler. Muhteşemdiler.
Şimdi sırada Atina’da yapılacak koro yarışması var. Metehan avaz avaz ona hazırlanıyor. Eğer ilerde Metehan çok ünlü bir şarkıcı olup konserlere çıkarsa evde sussun diye gözünün içine bakan halasını ön sıralara kulise mulise almaz. Eğer olmazsa da halam baskı kurup susturdu bu yüzden olamadım diye suçlar durur. Haksız da sayılmaz
:)
3 saat süren gösteriden sonra geceyi Ethem Efendi Marmaris Büfede sonlandırdık. Metehan 3 saat ayakta durdum açlıktan ölüyorum nidaları atınca gecenin o vakti tek açık yer orasıydı.
Son günlerde akşamları eve koşa koşa gitmemin bir sebebi var. Fırında pişen ama yenmeyen bir şey. Geç olsa da fimo hamurunu keşfettim. Hamurdan şekiller yapıp fırında pişiriyorsunuz taş gibi oluyor hem de rengi değişmiyor. Bir sürü surat yaptım dün suratlara beden ekledim. Arkalarına iğne arkası yapıştırdım. Şimdi oraya buraya takacağım bir sürü yamuk kızım oldu. Onların kıyafetleriydi, saç şekilleriydi derken saatlar geçiyor. Biraz daha ustalaşayım neler yaparım neler.
Bir de resim transfer jelini aldım. Üzerinde yazdığına göre resmin üzerine bu sıvıyı yürüp beyaz fimoya yapıştırıp fırına vermek gerekliymiş ama benim bir sürü beyaz yuvarlak fimolarım oldu. Resim transferi olmadı olamadı. ama çalışmalarım sürüyor.
Bu hafta bir de Emek Sinemasında 16:45 seansına nikaha gittim. Davetiyesiyle afişleriyle ve alaskasıyla çok keyifli bir nikahtı. Nikah sonrası Nevizadeye yemeğe gittik. Geçen kış alıpta sımsıkı olan siyah elbise içinde fır fır dönünce pek keyiflendim. Bir kuş bu keyfin içine etti. Hem de tam anlamıyla. Neyseki ıslak mendiller sayesinde kurtuldum. Nedir bu kuşlardan çektiğim benim. Hem kazı kazan da aldım işe yaramadı. Annem küçükken çok sevdiğim şemsiyeme de kuş ettiğinde aynı ağlamaklı suratla bakıp 3 gün Şemsiyeme kuş sıçtı diye gezmemi hatırlayıp çok güldü. İşte çocukluğa döndükçe çıkıyor kuş bilinçaltı. Annemi daha çok konuşturmak lazım demiştim size.
Dün bu yazıyı okuyunca farkettim ki yazın eldiğini idrak edemeyenlerdenim bende. Havalar ısındı ama deniz kum mevsimine geçildiğini nedense anlamamışım ben. Uzaklara gidilmese de hafta sonu yakın uzaklara bir plan yapmalı. Bikini mevsimi açılmalı.
Cuma akşamı sonunda balkona el attım. Paşabahçeden alınan kağıt fener ışıklar ve mavi fener mumluklarla balkon balkon gibi oldu. Eski evin balkonunun manzarası daha açıktı ama bu balkonda ayın doğuşuna doğru. Balkon keyifleri başladı. Bizim balkon küçük diye salonun camlarını sürgülü yaptırmıştık balkon gibi olsun diye ama yarasalar yüzünden açamıyoruz. Benim en büyük korkum yüzüme kuş çarpmasıdır. Yarasalar bunu bilirmiş gibi eve doğru son hız uçup son saniye dönüveriyorlar. Vedat’ın kafasında 1001 proje var oraya file falan takacak diye çok korkuyorum.
Daha önce hiç bana kuş çarptı mı bilmiyorum ama kafeste bile olsa kuş olan ortamda çok gerilirim. Kuşun kafeste olması beni çıldırtır içim daralır ben kafesteymişim gibi, kafesin dışında daha kötü. Yılandan korkmam kuş çarpmasından kortuğum kadar.
Eskiden Ferhan abinin kuşları vardı evde. Anneme bir sorayım bana çarptılar mı diye??
Zaten yılana alışığım ben abim eskiden bahçede bulup sigara paketinin içinde gezdirirdi. Arad amasanın üzerine çıkartırdı biz etrafa kaçışırdık. Kazım abinin hayvan besleme alışkanlıklarına kedi köpek hafif geldiği için değişik arayışları vardı. Bir kere ayıcı ile anlaşıp ayısını satın almıştı. Nereye bırakayım abla diye kapıya gelen adamı annem zor göndermişti.
Uzun süre kaplan yavrusu almaya hayvanat bahçesine gidip gelmişti. Hatta bir keresinde beraber gidip seçmiştik diye hayal meyal hatırlıyorum ama bize vermemişlerdi. Kedi yavrusu gibi evde besleyecektik oysa ki.
Ben doğduğumda ise evde atmaca besliyormuş. Benim gözümü oyarsa diye annem atmacayı göndermiş.Ya atmaca ya Uğur deseler atmacayı seçecek kadar da iyiymiş araları. Belki de kuş korkum o günlerden geliyordur. Atmaca üzerime pike falan yapmıştır.
Bahçede bir sürü köpek balkonda ve evde bir sürü kedi vardı. Kediler ne zaman hamile kalsa benim dolabı mesken tutar ve orada doğururlardı. Hatta yıllarca biriktirdiğim peçete koleksiyonum doğum evi olarak son görevini yapmıştı. İçindeki yüzlerce peçeteden en çok Snoppyli balonlu peçetenin gitmesine üzülmüştüm.
Bahçedeki köpekler teke indiğinde kurt köpeği Negro sahip falan dinlemeden herkesi parçalama özelliğine sahipti. Bir bana dokunmazdı ben de pek haşır neşir olmazdım. Kapıdan parçalanmış bir kıyafetle aşı ve mont parası isteyenler eksik olmazdı. Sonra bir gece Negro çalındı. Herkes çok şaşırdı.
Son köpek ise safkan sokak cinsi fındıktı. Ayşegül kitaplarındaki Fındığın aynısı olarak yavru haliyle Ferhan abiyi ısırıp kendine yer edinmişti. Değme cins köpeklere taş çıkarırdı. Tüpçü gelirken munis munis oturur tüpü alıp götürürken saldırırdı. Adam 3 saniyede ağaca çıkma rekoru kırardı sayesinde. O da mahalleyi pek bir parçaladı. Kapıya polisler, vakko gömlek isteyenler gelip gitti.
Tek katlı evden taşınınca hayvan maceraları sona erdi. Daha doğrusu devam etme çabaları gösterilse de aynı olmadı. Ama abimin içinde kaldıysa diye bir ayı bulup getirmek iyi olur.Hazır doğum günü de yaklaşıyor. Küçük bir ayı yavrusu Metehana arkadaş olur onlarla yaşar gider. En fazlası eve bir kaç petek fazla bal alırlar. Süper plan ben araştırmalara başlayayım
Copyright © 2010 zeya All rights reserved. Theme by Laptop Geek.