Posted by Zeya on Sep 26, 2009 in
Uncategorized

4 yıldır blog yazmak demek …
Blog yazarları yetmeyip kardeşlerini de arkadaş edinmek
Yaş farkı falan fark etmeyip bir araya gelindiğinde 15 yaşında gibi kıkır kıkır olmak etraftaki masaları püskürtmek
Posta kutusundan çıkan süprizler
süpriz ziyaretler
bazen başka şehirden de olsa ben buradayım diyen umut veren yardım elleri
Yüzünü bile görmediğiniz sesini duymadığınız birilerinin kırmızı mutfağın duvarlarına sürdüğü sıva için ustaya ettiğiniz küfürleri bilmeleri
Yolda yürürken bir anda tanımak 40 yıllık dost gibi sarılmak
kıvırcık saçlı bir fıstık kız görüp yanındaki annenin yüzüne dikkatlice bakmak
Gittikçe halkanın büyümesi yeni yeni dostlukların eklenmesi
Çevrenizdekilerin ne yapıp ettiğinizi buradan okuyup telefon faturalarını azaltmaları
Hiç beni yazmıyorsun yada artık beni yazma sitemleri
blog partyleri
Uğur bugün ne yapmış biliyor musun dedikoduları
İlkokul arkadaşının blogunu bulup arayı çabucak kapamak
yeni bebekler görmek, bazılarını doğsun diye beklemek
bolca bolca iyi kiler demek
Nice 4 yıllara hep birlikte…
resim kaynak: http://www.weheartit.com/entry/314092
Posted by Zeya on Sep 23, 2009 in
Uncategorized
Bence bayramı bayram yapan parlak kırmızı ayakkabılı fıstık Miray’ın önce çikolatanın dibine vurup sonra koşu bandında yediklerini zıp zıp eritmesiydi.
Çektiğim resimler mutlaka bu posta konmalı hayatın karşımıza çıkardıklarına inat kırmızı ayakkabılar pırıl pırıl parlamalı…
Posted by Zeya on Sep 16, 2009 in
Uncategorized
Amazondan kitaplar geldi.
etsy’den kolyem de
bugünde acaba bayrama yetişir mi dediğim cupcake kalıpları geldi. Rengarenk kokoş mu kokoş. bir buraya tık bir de buraya
bu bayram hazır evdeyken bol bol okuma ve mutfakta üretime geçme zamanı.
bol bol bakın ben ne yaptım diye karşı kapıları çalma,
eğer hava güzel olursa motorcu abinin peşine takılma zamanı da
utanmasam annemden kırmızı bayram pabucu istemeli,geceden vitrine yapışmalı almadan susmamalı,nereye saklanırsa saklansın bayram şekerlerini abimlerle bir gece önceden bulmalı, badem şekerlerini sessiz yeme yarışması yapmalı ertesi sabah drajeleri yiyince mide fesadı geçirmeli bayramlara dönesim var.
Çok büyüdük çoook !!!
Posted by Zeya on Sep 14, 2009 in
Uncategorized
Cumartesi günü yağmur beklentisi içinde aman dışarı çıkmayın diye geçti. Söz dinlemeyen ben yağmurun en deli yağdığı sıralarda kırmızı şemsiyemle sokaklardaydım. Bir kere ıslandıktan sonra tekrar tekrar ıslanmanın hiç sakıncasını görmedim. Arabayla su sıçratanlara delirmek yerine ıslana ıslana bütün işlerimi halledip eve döndüm.
Öğleden sonra eve kapanınca Cafe Fernando’da gözüme kestirdiğim Korova kurabiyelerini yaptım. Muhteşem oldular. Cafe Fernando’nun verdiği tarifleri çok seviyorum. Özellikle araya düştüğü notlar tarifleri çok kolaylaştırıyor. Mesela 12 dakika sonra fırından çıktıklarında çiğ gibi olsalarda aldırış etmeyin demiş. Onu yazmasaydı ben yanana kadar pişirir renginden anlamazdım.
Dün de Vedat’ı doğduğu eve yolcu ettim. Bol bol anne yemekli, kardeşli, yiğenli, huzurlu bir tatil onu bekliyor. Hem çabuk geçsin hemen gelsin istiyorum hem çok dinlensin iyice içine sinsin : )
Güzel bir hafta olsun !
Posted by Zeya on Sep 11, 2009 in
Uncategorized
Derenin intikamı böyle oldu.
Zonguldaktan yağma için otobüs kalktı.
Sele kapılıp ölenler suçlandı.
Deprem korkusuna bir de sel korkusu eklendi.
Güneş açsın hava biraz ısınsın hepsi unutulur. Önlem almaya hiç gerek yok. Balık hafızayız ya hiç olmamış gibi yaparız unuturuz olur biter.
Son günlerde okuduğum en çarpıcı sel yazısı için bir tık…
http://www.tamercebi.blogspot.com/
Posted by Zeya on Sep 8, 2009 in
Uncategorized
Koltuğa kıvrılıp bir sürü kitap okumayı özlemişim. Son bir haftadır akşamları evde neredeyse TV ve bilgisayar açmadan kitaplara gömüldüm. Arada çaydan bir yudum alıp okumaya devam ediyorum.
Bu aralar içimde tadilat varmış gibi hissediyorum. Birşeyler yerine oturuyor birşeyler yenileniyor birşeyler değişiyor arka planda bense Afrika’dan Londraya uzanan bir hikaye okuyorum.Daha çok içime daha az dışıma Eylül günlerini seviyorum.
Beklediğim iyi haberleri de alınca herşey güzel olacak zaten hep olduğu gibi…
Posted by Zeya on Sep 3, 2009 in
Uncategorized

Dün akşam çoluk çombalak konu komşu Erenköy Tren istasyonunda buluştuk. Haydarpaşa trenine atladık ve oradan motorla ver elini Eminönü. Mısır Çarşısı toplanırken hızlı bir tur atıp iftara üst katında bulunan pandeli ‘ye gittik. Asıl plan Hamdi’ye gitmekti ama sabah rezervasyon için aradığımızda sadece tek masa kalmıştı o da duvara bakıyordu. Pandeli’nin yemekleri özellikle beğendisi çok güzeldi. Hiç birşeysiz güllaç hepimizi şaşırttı ama ikram edilen badem kurabiyeleri muhteşemdi. Pandeli’nin sakin ortamında manzaraya karşı yemeğimizi yiyip ver elini Sultanahmet yaptık.
Sanırım bütün İstanbul da öyle yapmıştı. Kalabalığa rağmen çok keyifliydi. Közde Türk Kahvesi keyfi yaptık. Ufak dükkanlara girip incik boncuk karıştırdık. Yorulan anneyi bir banka oturttuk döndüğümüzde kendine yeni ahbaplar bulmuştu bile. Annemin bu özelliği enteresandır denize girer 3 ahbap edinir öyle çıkar. Mutlaka da ortak tanıdıklar çıkartır, çember gitgide büyür.
Gece yarısına doğru bütün vapurları kaçırıp ama ila vapur inadı yapıp Beşiktaştan motora atladık. Tüm toplu taşıma araçlarını kullanarak eve vardık.
Tavşanın çektiği niyetten çoook para kazanacağım çıktı. Ama aptal arkadaşlara kanıp parayı harcayacakmışım. Keyifle harcıyayım güzel anıları kalsın en azından
Ben trene binmeyeli 10 sene belki de daha fazla olmuştur. Evimiz istasyona 3 dakika olsa da tren genelde en son akla gelir. Küçükken bütün mahalle trene doluşup oraya buraya giderdik. Hatta bir keresinde İstasyonda karşılaştığımız yumurta almaya diye evden çıkan Selma Ablayı elinde yumurtalarla kapalı çarşıya götürmüşlüğümüz vardır. Bana pembe bebek arabası alındığı gündü o gün. Nedense tren diyince hep o geri dönüş yolu yumurtalar ve pembe bebek arabasıyla trene binişimiz gelir aklıma.