Yaşasın Cumhuriyet
Nice nice 1000 yıllara huzurla, barışla hep birlikte. Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun !!
Zeya hakkında herşey
Nice nice 1000 yıllara huzurla, barışla hep birlikte. Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun !!
Yıllar önce Çernobil faciası olduğunda çay içmeyin uyarılarına karşı TV’de bardak bardak çay içen devlet büyüklerimiz şimdi neredeler acaba. O günlerde bir Recep Abi bir ben hiç çay içmezdik. Ben çayla 2 sene önce barıştım ama hiç tam kaynaşamadım.
Sonra kuş gribi çığlıkları atıldı. Evdeki yumurtaları attık korkudan. Tavuğa uzak kaldık bir süre. Tam onu unuturken domuz gribi başladı. Her yerden farklı bir bilgi geliyor. Aşıyla ilgili tereddütler sürüyor. Ben konudan uzak kalmaya çalıştıkça yaklaşıyor. Metehan’ın okulunda 3 vakaa görülmüş. 3′ünün tedavisi sürüyormuş ve öldürücü değilmiş.
Bir sürü araştırma yapıldı tabii hemen aldığımız bilgiler ez cümle şöyle:
Bu kış ortalıkta dolaşan grip mikrobu domuz gribine aitmiş ve çok hızlı bulaştığı için hepimiz nasibimizi alacakmışız. Grip kadar tehlikeliymiş. Yani her domuz gribi olan vakka ölümle sonuçlanmayacak sadece vücut dirençleri düşük olanlar risk altında olacakmış. Bizim yapmamız gereken vücut direncini yüksek tutmak, beslenmeye ve hijyene önem vermek.
Ofiste sürekli yabancı kanallar açık İtalyan ya da İspanyol domuz gribiyle ilgili tek bir cümle yok. Bugün yabancı gazetelere baktım, sadece bir kaç tanesi sağlık köşelerinde bu konuya değinmiş. Kimse manşetten bağırmıyor. Normal olan bizim medya mı onlar mı? Bütün kanallar, gazeteler ve e mail trafiği domuz gribi üzerine. Ben şimdi domuz gribine karşı bilmemne çok iyidir desem herkes çaresizce inanmaya hazır hatta 5 dakika sonra ben bile yazdığıma inanacak kadar bilgi bombardımanından bunaldım.
En ağırıma giden ise sağlık bakanlığının getirdiği aşıya güvenememek sürekli kafalarda acabalarla dolaşmak. Hiç düşündünüz mü ne kadar acı. Bence alınması gereken en acil önlem bu güvensizliğe karşı olmalıdır.
Perşembe günü herkesin seyahatlerini iptal ettiği bir dönemde biz yine yolcuyuz. Geçen mayıs havaalanında maskesiz iki kişi vardı o da bizdik. Bunun sebebi Vedat’ın istatistik hesapları ile birlikte ayrı bir yazı konusu olsun. Şuursuz muyuz bilmiyorum ama bu pencereden baktığımda içim çok daha rahat onu biliyorum.

Dün sahile kahvaltıya diye yola çıkıp bir anda kendimizi Anadolu kavağında bulduk. Ne ara karar verdiğimizi anlamadım bir anda Tem yoluna giriverdik. Bayılıyorum bu plansız programsız gelen sürpriz gezmelere. Henüz vapur gelmemişti. Her yer sakindi. Ortalıkta bir tek biz vardık. Biz yemeğimizi bitirirken vapur yanaştı Anadolu kavağı bir anda şenlendi.
Ben kaleye arabasız çıkalım diye tutturdum. Sanırım benim kalımda başka kale varmış. Yolun yarısında bacaklarımız titredi, nefesimiz kesildi ama başarıyla tepeye vardık. Karadenizi izledik püfür püfür. İniş daha kolay oldu yokuş aşağı.
Sahilde oturduk etrafı izledik boş boş. Dün kazandığımız 1 saati orada harcadık çok iyi geldi. Dağların arasından kıvrıla kıvrıla yemyeşil yollardan dönüş yoluna geçtik. Dağ çileği almak için durduk yolda, kıpkırmızı çilekleri aldık evdeki muhallebinin üzerine koyalım diye. Yuşa tepesine de çıktık bir dualık. İçimiz dışımız tertemiz döndük eve.
Sonra Vedat derbiye kaçtı ben Coco Igor aşkına daldım sinemada. Upuzun bir pazar günü Fener de aksilik çıkarmayınca çok güzel bitti. Ne güzel ne güzel…
Bugün fonda ruhum desen desen şarkısı var Nil Karaibrahimgilden. Hiç dinlediniz mi?
“Ben bugün nasılım? Yakın mı Uzak mıyım offf ne bileyim.”
Dün gece Richard Bach’ın Hipnozcu kitabını okudum. Zaten karışık aklım iyice başımdan gitti. Bize ne öğretildiyse onu mu gerçek sanıyoruz? O önerileri kabul etmeyip kendi önerilerimizi kabul ettiğimizde sınırlar kalkacak mı? Herşey bu kadar kolay mı? Galiba herşey çok kolay da zorlaştıranlar biziz. Kitaptaki sahnede duvarların arasındaki adam gibiysek dünyada tüm sınırları kaldıracak anahtar içimizde. Ne büyük sorumluluk. Başkalarını suçlamak çok kolayken benim yüzümden bu böyle bilinci fena çarpıyor insana.
Karşıma çıkan kitaplar, işaretler, insanlar hep aynı şeyi anlatıyor. Anlatılmak isteneni anlıyorum ama içimde birşey kalabalık zihnimde o kadar rahat ki arada sırada sıkışsa da değişmek istemiyor, bazen tırnaklarını geçirip direniyor. Yine de hayat o yöne akıyor. Bu yeniliği seviyorum. Oyunu anlamayı ve sadece kendi kulvarımdan gitmeyi de. Bir de tam zamanlı uygulamaya geçsem…
Annem Ahlattan gelen elmalardan gönderdi bir sürü Metehan’da çiftlikten gelenleri getirdi dün yüz boyalı çift düdüklü halde maça gelirken. Tek başıma günde bir elma yiyebildiğime göre elmalı tarifler bulmak lazım. Elmalı Turta tarifi arayışına girmek lazım.
Yeşil elmalar salatada süpriz tat olsun, kırmızlar apple pie yada elma şekeri olsun !!
Bu hafta sonu Cuma’dan başladı Vedatla keyifli bir yemekle. Yemek dediysem gözünüzün önüne sofralar kurulmasın peynir tabağı, kraker salata falan. Annem bu çocuğun bağırsakları kuruyacak tencere yemeği yap dedikçe ben dürüm mürüm yapıyorum. Vedat mutlu ben mutlu anne endişeli.
Cumartesi sabahı hafta sonuna bir iş arası verdim. Sabah evde yapılmış ekmekle miss gibi koka koka gittim işe. Her zaman ki gibi asansörde anne molası vererek. Evden işe yürüyüşüm 7 dakika ama benim bu molalarımla 1 saati buluyor zaman zaman.
Sabah kış başlayan hava yaza dönüyor yaz başlarsa kışa dönüyor ne giyersem giyeyim uymuyor. Şimdide açan güneşe karşı çizme pardüsü kalakaldım. Ben eve varmadan daha 3 mevsim değişir zaten.
Hafta sonu bitmeden bir düğün bir de upuzun bir pazar bizi bekler. Ne güzel ne güzel.
Bir sürü okunmuş kitap birikti.işte liste geliyor
Digging to America Anne Tyler
2 koreli bebek Baltimorlu 2 aileye doğru yola çıkıyorlar. İran asıllı Yazdanlar ve Amerikalı Donaldsonlar bebeklerin geldiği gün havaalanında tanışıp her yıl bebeklerin geldiği günü birlikte kutlamaya karar veriyorlar. 2 anne birbirlerinin geleneklerinden bolca etkilenerek kimi zaman keyifli kimi zaman çatışmalı günler geçiriyorlar. Yabancı hissetme ve sahiplenme üzerine müthiş bir roman. Anne Tyler’ın diğer kitapları gibi muhteşem.
Safran Gökyüzü Lesley Lokko
Oldukça zengin ve güçlü bir babanın kızı Amber’in Londra’dan Afrika’ya uzanan hikayesi. İçinde bolca şehir ve farklı kültürler geçen kitapları seviyorum ben
Acı Çikolata Lesley Lokko
Aynı yazarın diğer kitabı Haiti Amerika ve Londra’da 3 kızın hikayesini anlatıyor. Laure Ameline ve Melanie. Haiti’nin iç savaşı, Afrikanın renkli sanatı Los Angles’ın parlak yaşamı arasında 3 kızın hayatı süpriz şekilde kesişiyor. Ben çok severek okudum.
Alaçatı’da Aşk Mehmet Coral
Bu yazarın ilk okuduğum romanı. Bu yaz alaçatıya bayılım aldığım kitapla birkez daha heryeri gezmeye bayıldım. Kitabın sonu oldukça şaşırtıcı.
The Chocolate Lover’s Club Carole Matthews
Telefonlarına çikolata krizi mesajı geldiği anda çikolata cenneti kafesinde buluşan ve krizi her türlü çözmeye kararlı 3 kadının hikayesi. Okurken gelen çikolata yeme isteği zorlukla bastırılıyor. Bu kitabı diyetteyken okumak ayrı bir işkence.
Kitapları üstüste sıralayınca yaz havasını hissettim. Sonbahara yakışır daha ağır kitaplar var başucumda dizili. Onlara anca sıra geldi…
Kaç keredir yazmaya başlayıp sonra ilk satırı siliyorum. Bir öyle bir böyle geçiyor bu ay bu yüzden bir yazdığım karamsar geliyor içimi sıkıyor diğer yazdığım fazla zıp zıp. Deli miyim neyim?
Negatifleri yazmayıp sadece pozitifleri yazıyorum buraya, ilerde dönüp baktığımda hep onlar hatırlansın diye. Çünkü bu aralar en sevdiğim şey geçen sene bu zamanlar ne yapmışım diye arşive dalmak.
İçime doğru çıktığım yolculuğun sonuçlarını alıyorum. Kendi kendime geçirdiğim bu vakitleri çok seviyorum. Ne çok kalıplarım varmış benim yok zannettiğim. Çok keyifli bir yol bu.
Bir sürü kitap okudum hepsini yazacağım. Uzun zaman oldu okunmuşları yazmayalı.
Ay sonuna kısa bir gezi var heyecanla beklediğim. Plan yapmadan beklemeyi öğrenmeli.
Hafta sonu Metehan 14 yaşına bastı. Bir sürü kutlama yapıldı. Ev ahalisini bizim eve atıp arkadaşlarıyla özgürlüğünü bile ilan etti evde . Ne zaman bu kadar büyüdü.
Yıllardır ilk defa en düşük kilomdayım. Medium büyük gelip elime smalla alıştırmak için zaman lazım. Aynaya baktıkça kendimi daha da bir seviyorum. Nisan’dan beri diyetteyim ve imkansız dediğim, ancak büyürken gördüğüm kilodayım. Diyetisyen Sevinç Akdur’a hiç farkettirmeden bana 9 kilo verdirdiği için en kocamanından teşekkür.
Hafta sonu bir sürü minik vardı evde. Keyifle oyunlar oynadılar. Ebru’nun Vedat’a bundan sonra sese dayanmak tamamen tecrübe işi zamanla oluyor demesi güne damgasını vurdu. Sonra herkes gidip Miray babasının yanında melek gibi uyuyunca bakmaya doyamadım. Nazar değmesin biblo gibiydi valla…
Bazen insan birşeyi anlar bir seviye atladığını hisseder ya. İşte dün 12 Ekim öyle bir gündü. Kayıtlara geçsin istedim.
Baku’de programı yakın bir akrabamızınvefatı nedeniyle erken bitti. Bir anda kendimizi İstanbul’da bulduk. Oldukça üzücü bir hafta geçirdik.
Bakuyü şöyle bir görme , Azeri dostlarla kaynaşma ve annemin ilk gün toplantıda yaptığı coşturucu konuşmayı dinleme fırsatım oldu. 2 devlet tek millet olduğumuz Türkiye’nin küçük kardeşi Azerbaycan gelişmekte olan bir ülke. Baku’nün her yeri yeni inşaatlarla dolu. İnsanlarının sıcaklığını anlatacağım kelime yok. Sanki yıllardır tanışıyor gibi olunuyor ilk karşılaşmada bile. 2. günün sonunda çok da uzak olmadığım Azerice’ye alışmıştım bile. Rahatlıkla arabadan düşelim mi demeye, kim kimin hayat yoldaşı anlamaya darıghtın mı diyenlere yok sıkılmadım demeye, öz başıma danışmaya başlamıştım.
Hayat kaldığı yerden devam ediyor. Mucizeler hala bekleniyor
Keyifli Cumartesiler
ps: hayat bana plan yapmamayı hala öğretemedi. Bırak akışa geldiği gibi karşıla dedikçe bu direnç neye acaba????
Annemin peşine takılıp Bakü’ye gidiyorum. Çok yoğun bir program bizi bekliyor. Ekim ayı çok hareketli bol gezmeli geçecek. iş, tatil hepsi bir arada. Bir de mucizelerle dolu geçmesi için bol dua ediyorum.
ps: Nalan doğum günün kutlu olsuuuunnnn !!!!!
Copyright © 2010 zeya All rights reserved. Theme by Laptop Geek.