Posted by Zeya on Dec 19, 2009 in
Uncategorized

Derya iyi ki doğdun iyi ki varsın. İyi ki tanıdığım en çılgın insansın. Yeni yaşın bol komik videolu (bir gün youtube’a düşeceğiz ya neyse), bol eğelenceli,aşk dolu (Alperle bol bol seyahatli) , sağlıklı ve booolll kazançlı olsun. Bir de tüm projelerin (içinde benim dahil olduklarım daha hızlı) gerçekleşsin.
Sana bağıra bağıra iyi ki doğdun şarkısı söyleyecektik Vedatla ama detone oluruz kızarsın diye söylemiyoruz.
Nice Mutlu yıllara
:)
Posted by Zeya on Dec 18, 2009 in
Uncategorized
Tanya’da okuyunca aklıma geldi dişçi koltuğu maceralarım. Çok erken başladım ben. 4 yaşında Duygu Bey’in koltuğuna dolgular için oturdum. Kadıköy’e gitmenin hevesiyle ve elinin hafif olması ile pek anlamadım işin ne kadar vahim olduğunu.
Sonra orta okul yılları ve dişimde kocaman damaklı tel. Her Cumartesi Üsküdar’a ismini hatırlamadığıma ma soyadının Armutçu olduğu doktora ziyaret. Sonrasında Kadıköy’de yeni açılan Mc Donald’s ziyareti de rüşveti. O teller beni ugly betty yaptığı için, ulu orta takmayı sevmediğim için başlarına neler geldi neler. Streç kotun cebinde kaç kere kırıldı, kaç kere caddenin çeşitli kafelerinin çöplüğünden çıkarılıp dezenfekteye götürüldü peçeteye sarıp masada bırakmalarım yüzünden. Tüm emeklere değdi ama sonunda.
Genler yüzünden dişimin yapısı sağlam değildi, telin malzemesiyle birleşince dişlerim düzeldi ama çürükler hiç peşimi bırakmadı. Dişçi stresinden son raddeye kadar gitmediğimden ne kanallar, ne doldular gördüm.
Evden dişçiye diye çıkıp kapısında korkudan vazgeçip eve geri gidip abim tarafından tekrar götürülürken o parayla dişçinin alt katındaki ayakkabıcıya gitme iknalarım hiç işe yaramadı.Hep ensemden tutulup kedi yavrusu gibi bırakıldım Şekür abinin muayenehanesine.
Arabada abiyi ikna konusunda çok da başarısız sayılmam. Orta okulda özel derse giderken yalvarmalarıma dayanamayıp öğretmen evde yoktu bahanesi ile gerisin geriye eve dönmelerimiz vardı. İkna kabiliyetim sağlık sektörüne sökmüyor sanırım.
Şimdilerde bilinçli bir kadın olarak dişim ağrırsa eğer yolun karşısına geçmemek için binbir bahane üretsemde soluğu o koltukta alıyorum. Daha aletler çalışmadan ne kadar acır öğrenip tepkimi veriyorum ki canım acımasın. Bazen gözyaşı bazen tam yarıda boşverelim ben gidim tekliflerime rağmen ağzımın içi mis gibi çıkıyorum.
O koltuğun korkusuna dişlerime çok iyi bakıyorum !!
Posted by Zeya on Dec 16, 2009 in
Uncategorized

Eve kokina almalı unutmadan en kırmızısından,
Yılbaşı hediyeleri seçmeli rengarenk paketlemeli,
Ece’den aldığım broşları rengarenk takıp o muhteşem kadınların ruhlarını hissetmek lazım. O evin rengarenk incik boncuğu arasında kendini kaybetme hayalleri kurmalı bir de,
Cafer Erol’a kırmızı beyaz devasa baston şekerler gelmiş. Baktıkça mutluluk veren. Ortalığa bir yere çıkartmalı,
Tarçın çayı, kızarmış ekmek ve peynirden oluşan kahvaltı ve biraz daha erken uyanma pahasına evde hep yapılmalı, (kırmızı ekmek kızartma makinesinin hatrına)
Yılbaşı öncesi ,sonrası bahaneleri yaratarak vaktim yok demeden en azından bir kahveye buluşulmalı uzun süredir ihmal ettiklerimle,
Tatil planları onları unutmamalı, zıp zıp beklenecek birşeyler planlamalı
Bu kış herkes depresif, ülke karanlık, haberler iç açıcı değil, bir şekilde içim açılmalı, renklenmeli…
Posted by Zeya on Dec 12, 2009 in
Uncategorized

İyi ki varsın iyi ki aşkım, arkadaşım , hayat yoldaşımsın
:):) iyi ki tam 8 yıldır hayatımdasın.SS hem de çooook.
Posted by Zeya on Dec 8, 2009 in
Uncategorized

Hani filmin ortasında bir anda filmi çözersiniz ya öyle bir şey oldu bana bu sene. Durup kendi içime bakmayı ve gördüğümü sevmeye başladığım bir yıl geçirdim. Sanki hayatın yeni bir kanalını keşfettim de sadece geriye görüntüyü netleştirmek kaldı gibi.
Böyle zıp zıp rengarenk olduğuma bakmayın benim en zorum kendimedir, bazen de Vedat’a. Ehh ailedekilerde zaman zaman nasiplerini almışlardır.
Fark ettim ki ne çok illakilerim, olmazsa olmazlarım , meli malılarım, enlerim varmış. Ne çok etiket kesmişim kendime, bir sürü kalıp çıkartmışım sonra onlara uyacağım diye oramı buramı en çok da kafamı sıkıştırmışım. Hala da ucundan kenarından devam ediyorum ya neyse.
Kendi kulvarımda ilerlemek başarıymış onu çok iyi anlamışım. Etraftaki kulvarlara takılmak yerine suyun keyfini almak ve içten bir kahkaha atmakmış yarışı kazanmak.
Etraftan ölçü almak yerine kendi ölçümü kabul edip sevmeyi ve ne güzel yapmışım demeyi öğrenmişim en güzelinden.
Planları kenara bırakıp geldiği gibi yaşayınca her şeyin daha keyifli olduğunu , zaten ne kadar plan yapılırsa yapılsın her şeyin zaten geldiği gibi yaşanacağını anlamışım ama unuttuğum anlarda olmuş. Olsun bir kere anlamışım ya elbet uygularım.
Sipsivri köşelerim yumuşamış biraz daha. En doğru benim doğrumları, kesin kararları, ölsem yapmamları bırakmış dilim. Öyle güzeller, zamanı gelince düşünürüzler, İnşallahlar, kısmetseler takılmış dilime. En sinir olduğum bakarız bile iyi gelmeye başlamış zaman zaman. Bu kısımda Vedat’ı daha iyi anlayıp daha çok sevmişim.
Hayat beni bir yaş daha büyütürken bir çok güzel an yaşatmış zıp zıp zıplatmış , kötü anlar da olmuş içimi burum burum buran . Etrafımda muhteşem insanlar olmuş hep. Hepsi birlikte beni ne güzel yapmış. İyi ki herşey tam olduğu gibi olmuş. Ben iyi ki doğmuşum.
Posted by Zeya on Dec 8, 2009 in
Uncategorized
Her şehit haberinde içim sıkışıyor biraz daha daralıyor. Gözyaşları ile izliyorum. İçim kapkaranlık oluyor. Ama birilerinin elebaşının konforunu arttırmayı yeğlediğine , kalbimizi ferahlatmak yerine onun duvarlarını genişletmeyi tartışmalarına dayanamıyorum. Terörün hiç bir mazereti olmaz bunu neden kimse anlamak istemiyor ????
Posted by Zeya on Dec 7, 2009 in
Uncategorized

Aralık çok şenlikli bir ay. Hep kutlamalarla dolu. Rengarenk bir ay olsun herkes için İnşallah !
Okuduklarımı, pişirdiklerimi, gezdiklerimi, amazondan gelenleri yazacağım. Şu yazma tembelliği bir geçsin.Aslında o kadar da tembel değilim bu aralar. Kendime Aralık defteri yaptım. 30 günü resimli çizimli yazılı belgelemek için.
Sonra 2010 Moleskine’e geçebilirim. Taa Ekim’de aldığım ajandanın içine kendime notlar yazdım. Günü geldiğinde bakalım mesaj alındı olacak mı?
Yılbaşı ağacını hem ofiste hem evde kurduk. Dün de Vedatla Nalan’ın aklıma soktuğu sımsıcak olay için ön hazırlıklar yaptık. Şimdi sırada Metehanların odunlarını kaçırmaca bir de önüne koruyucu almaca var. En üst kata taşınıldığına göre şömine bibloluktan asli görevine döner.
Posted by Zeya on Dec 1, 2009 in
Uncategorized

Perşembe günü kendimi fırının başından alamadım. Cafe Fernando’nun yulaflı fındıklı ve tarçınlı kurabiyesini yaptım. Korova olmazsa olmaz zaten özel takipçileri var. Metehan elinde kavanoz birkaç kez kapıya dayandı yine doldur diye. 150 kurabiyeden iz kalmadı ama hala kokusu mutfakta ne güzel.
Bayramın ilk sabahı şıkşıkıdım giyinip anneme indim. Bir gece önceden burnumu sıkan ağrıya aldırmadan ama o bana aldırdı. 1 saat geçmeden kendimi eve attım. Migren yerden yere vurdu beynimi. İçim dışımda herşeye ve herkese bir küsüp bir barışıp geçirdim ilk günü. ama pes etmedim 2. gün zonklayan kafama ağrırsan ağrı, bayram tatilini migrene yedirmem ben diyerek Vedatla kendimizi Polenezköy’e attık. Güneş çimler ve Vedat’ın mangalı sayesinde biraz gözüm açıldı. Bu yol acaba nereye gider diye diye Riva’da bulduk kendimizi. Ne güzelmiş deniz kenarı. Hava Eylül gibiydi valla. Bayram boyunca başağrısından akşamları pestil gibi serilsemde gündüzleri zıp zıp gezdim.
Bayram ziyaretlerini, kapalı restoranları ve kalabalığı gözüm yemedi bu bayram. 1001 plan suya düştü ama en sakininden herşeye rağmen eğelenceli bir bayram geçti gitti.
Dün ise Ferhan Abinin doğum günüydü. Tatil olunca gün boyu açık havada uzun uzun kutladık. Kahvaltıdan akşam yemeğine full pansiyon doğum günü keyfini sevdim ben. İyi ki doğmuş abim.
Bu arada migrenin ruhsal nedeni hayatı akışına bırakmamak imiş. Sımsıkı tutunduğum yeri ne zaman bırakacağım ben. Var mı bunun kolay yolu. Ağrı burnumu sıktıkça işte tam bunları düşündüm çıkamadım içinden. Var mı tavsiyeler ???