12

Çelişki

Posted by Zeya on Feb 26, 2010 in Uncategorized

Mart geldi bile. Ne zaman geçti 2010′un ilk iki ayı çığlıkları atsamda takvimsel olarak pazartesi itibarı ile bahar başlıyor. Ülkem en karanlık ben en ışıl ışıl günlerimi yaşıyorum. Sürekli bir çelişki. Sanırım bizim kuşağın ana duygusu çelişki, ya da benim çevremdeki yaşdaşlarımın.

Nil Karaibrahimgil Vogue Türkiye’nin ilk sayısında bir yazı yazmış Walt Whitman’dan bir alıntıyla bitirmiş.”Kendimle çelişiyor muyum?   Ne güzel, kendimle çelişiyorum. Çok genişim demek ki içimde herşeyden var.”

 Yazının kendisinden içimdeki binbir çelişki çıkar zaten. Neyse… 

Hayatıma değen değerkende yön veren insanlar var, bir de benim şöyle bir değiverdiklerim bazen kişisel bazen meslek icabı. Vogue Türkiye’yi okurken bir kaçına rastladım. Önce ve sonralarını bilmek çok keyifli bir duygu.  Endişeli korkak yüzlerin profesyonele dönüşmüş halleri muhteşem.

Hafta sonu başladı bile.  Kışın en son hafta sonu bol keyifli geçsin en güzelinden.  Mucize dolu olsun bir de herkes için…

 
15

Maeve Binchy

Posted by Zeya on Feb 23, 2010 in Uncategorized

Hayatın Ta Kendisi Lokantası

Bir gün İrlanda’ya  gidersem eğer kesin Quentin’s te yemek yemek için tutturabilirim. Brenda Brennan masamla ilgilensin ilgilenirkende yaşamımdan birşeyleri bir yerlere bağlasın isteyebilirim. Publarda kesin bir kaç tanıdık bulur. Garip ikizlerin dansını ve birbirlerinin konuşmalarını tamamlamalarını duymak için birinin eski mutfağında çay servisi bekleyebilirim. Signora ile italyanca konuşup aşkının peşinden nasıl gittiğini bir de ondan dinlemek de isterim.

Maeve Binchy’nin kitaplarını okudukça  İrlanda’da bir sürü tanıdığım varmış gibi bir hisse kapılıyorum. Kitaplarda ortak karakterlerin hiç olmadık yerlerde karşıma çıkmasına bayılıyorum.

Merak edenlere, henüz tanışmayanlara kitapları ve yaşam öyküsü :

http://www.dogankitap.com.tr/yazar.asp?id=136

ps: Amazon bir rekora imza atıp ısmarladığım kitaplardan birini 3 gün içinde gönderdi. Sen bununla oyalan diğerleri yolda demek istedi galiba. Yaşasın Yaşasın :) :)

 
10

Şebnem – Ferhan

Posted by Zeya on Feb 19, 2010 in Uncategorized

Bugün Ferhan abilerin evlilik yıldönümü. Bana dikilen balon etek mavi elbiseyi giyip  görümceliğe terfi ettiğim  gün. 1988 yılıydı sanırım abi yanlışım varsa düzelt.  22 yıl olmuş off ne çok zaman geçmiş.

İlk defa evlerinde kalmak  konusunda çok direnmiştim annemin eteğine yapışık bir çocuk olarak. Her akşam kalacağım diye gidip gecenin bir yarısı size zahmet olmasın çarşaflar kirlenmesin diye eve dönerdim. Sonra bir alıştım pir alıştım. Sarı koltuklu odada Cumartesi sabahları  erkenden uyanıp evimiz Hollywood’da seyrederdim keyifle.  

Hayatımın her döneminin tam içinde olup  beni ne Amerika’da yalnız bıraktılar ne İtalya’da. Güvenlerini hissedecek kadar yakın beni özgür bırakacak kadar uzaktalar hep.  Benden  hiç kurtulamadılar.  Önce alt kat  komşuları olarak sonra karşı komşuları olarak  kendimi hiç unutturmadım : ): )

Nice mutlu yıllara  gümüş, altın yıllara… Sizi çok seviyorum.

ps: Bu posta 22 yıl öncesinden bir resim bulmalı… Az sonra…

 
10

Kutu Kutu Pense

Posted by Zeya on Feb 16, 2010 in Uncategorized

 

Rengarenk kavanozlar, kutu kutu eşyalar, papatyalar, kırmızı mumlar ve aşk kokusu vardı bu hafta sonu evde.  Bol bol plan bol bol yeni proje de.  2010  güzel geldi hem bana hem çevremdekilere. Bir sürü mutlu gün var bizi bekleyen. Ne güzel ne güzel…

 
8

Posted by Zeya on Feb 13, 2010 in Uncategorized

Bağdat caddesi sevgililer gününe hazır. Süt ve yoğurt kutularının arasına kırmızı kalpler asıldı. Bir orkestra durmadan aşk şarkıları çalıyor. 4 şarkı sonra sokak müzisyenleri eşliğinde çalışmak işkence halini alıyor. Sokakta yürürken bir anlık duymak başka daimi olması başka. Geçen gün tam altımızda bir adam fasıl müziği çalmaya başladı ofiscek  fasıl programları yaptık. O sırada çalan telefonlar müthiş oluyor. Sanki tam eller havaya yapmışımda biri aramış gibi bir durum söz konusu .  Zaten ben işteyken cepten arayanların çoğu dışarda mısın diyor. Sürekli bir ses bir hareket var.

Biriktirici toplayıcı bir toplumun devamı olarak eve ne bulduysam incik cincik biriktirdiğimden bir düzenlemeye ihtiyacım var. Bİr sürü web sayfası gezindim. Harika fikirler buldum sırada uygulama kaldı. Ikea  paklar beni, bir de erenköy’deki boy boy kavanoz satan amca.  Taşınalı 1 sene oldu, herşey yerli yerine oturdu sandım ama oturmamış demek ki. 

Geçen hafta evdeki sulak alanlar 5′e çıktı. Kaloriferden kaçan su resimlerimi koyduğum kutuyu ıslatmış. Neyseki çok büyük kayıp yok. Resimler kurudu, kurtarıldı. Eve gelen tamirci hiç bir sorun bulamamış zaten su da kendiliğinden kesildi. Şu akan sular bana ne anlatmak istiyor bir anlasam. Salonun ortasında su görüp hiç sinirlenmeden içeri gidip yerbezi alacak kadar doğal bir durum haline geldi. Hatta kırmızı mutfağa uyumlu kırmızı havlular mutfakta daimi yerlerini aldılar. Havalar kurumadan kesin çözüm yok.

Bir de evde bitirilmemiş projeler topluluğu var. 60  parça olması gereken 4 parçası örülmüş bir battaniye başı çekiyor. Okunması gereken kitaplar, başlanması gereken spor var. Bir tek Osmanlıca tüm hızıyla devam ediyor. Bu hafta bir okuma parçası var çözmem gerken. Şifre çözer gibi çok eğelenceli.  2010 içinde beni en çok heyecanlandıran şey bu sanırım.

Perşembe sabahı Nalanla ve Ebruyla kahvaltıya kaçtık.  Buluşmanın sonunda ne çok paylaştığımızı farkettik. ne çok ortak itirafımız varmış meğerse.  Çok iyi geldi yoğun bir haftanın içinde bu kaçamak.

Sevgilier günü cadde hazırlıklarından başladım nereden çıktım.  Bize hergün sevgililer günü olsa da kırmızıya olan aşkım yüzünden çok seviyorum etraftaki kırmızı kalpleri. Sevgililer gününü yılbaşı günü gibi kutlayanlara şaşırsamda yeni aldığım kırmızı beyaz puantiyeli tabakları ilk defa kulanmak için işte fırsat. Aşk dolu bir hafta sonu olsun, bol kırmızı…

 
8

Uğur Tenis Tesisleri

Posted by Zeya on Feb 11, 2010 in Uncategorized

 

Dün gece Uğur Tenis grubu ile buluştuk. Yaklaşık 60 kişiydik. Zaman makinesi diye tutturmamın sebebi bahçenin ev sahipliği yaptığı, benim isim annesi olduğum Uğur Tenis 1994 yılında kapandı ama orada kurulan dostluklar hep devam etti. Bir sürü eskilerden konuşuldu, o ne yaptı bu ne yaptı bir bir soruldu orada olmayanların kulakları çınlatıldı.

Ben sabahları top sesiyle uyanmayı, sabah 9 akşam 12 hep açık havada olmayı, tüm yemekleri bahçede yemeyi, her daim eğelencenin içinde olmayı, hiç bir yere gitme ihtiyacı hissetmemeyi, tam çizginin üzerine düşen topları, klubün içinde şömine karşısında oturmayı, kırmızı minderleri ve masa örtülerini, Kenan’ın köftelerini, yeni açılan tenis topu kokusunu özledim. Aslında belki de özlediğim tek derdimin tatilin bitmesi olan o akışa bırakılmış çocukluk günleri kimbilir.

Yukarıdaki resim abimin bir arkadaşı tarafından helikopterden çekilmişti. Annemin itinasıyla hiç ağaç kesilmeden yapılan apartmanlar sayesinde hala yeşiller içinde bir bahçemiz var. Hadi yaz gelsin bahçeye upuzun sofralar kurulsun. Hem plan yaptık bir sonraki UTT buluşması bizim bahçede olacak…

 
11

Rüzgarla Savrulan Yıllar

Posted by Zeya on Feb 9, 2010 in Uncategorized

Vivet Çavlı’nın Rüzgarla savrulan yıllar kitabını okudum akşamları sıkıştırdığım saatlerde. Aslında okuduğum ve okumam gereken bir çok şey varken 700 sayfalık kitabı nasıl araya sıkıştırdım anlayamadım. Kitap yazarın çocukluğundan itibaren yaşamının her anının en ince ayrıntısı ile geçiyor ama kesinlikle bir roman değil. Olaylar bağlanıyor. Suadiye’de yaşamış olması, eski plajlar, bahçede yenen yemekler o kadar tanıdık geldi ki. Sonra seyahatler üstsüste bir sürü.Otel odaları iyi olunca keyifle gezmesi , kötüyse ağlaması, hayatının alışveriş ve gezme üzerine kurulması  biraz içimi daraltsada  bildiğim şehirler, ortak kalınan bir kaç otel kitabı  zevkle okumamı sağladı. Kitabın sonu çok hüzünlü bitti. O kadar tanıdık şeyler vardı ki sabah anneme yazarı sordum hemen çıkarıverdi kim olduğunu.

Kitabı okurken gözümün önüne hep eski evin bahçesi, yenen yemekler, yemyeşil Erenköy geldi. O bahçeye bir daha kavuşamayacak olmak çok hüzünlü geldi birden. Vedat’ın zaman makinesi üzerine çalışması şart.

 
17

Borazan

Posted by Zeya on Feb 4, 2010 in Uncategorized

Kara soğuğa ben aldırmasam da vücudum aldırıyor. Sesim borazan gibi takır takır  öksürüyorum ama hiç durmuyorum.  Şubat bir başladı tam başladı. 

Salı günü annemin peşine takılıp işi kırdım. Topkapı Sarayındaki İran Medeniyetleri Sergisine gittik. Ne kadar zengin bir kültür.  Muhteşem eserler sergileniyor. Bir kısmı İran’dan gelmiş bir kısmıda Türkiye’deki müzelerden. 10 bin yıllık tarihe bir yolculuk yaptık keyifle.

Akşam yağmur kara çevirdiğinde anca eve dönüp Zuz’a kendimi attım. Kar bastırır yolları kapar ben dışarda kalırım diye bütün ev halkı aradı çok yağarsa araba kullanmamamı tembih edip kapadılar. Lale Abla, Ebru , Zuhal ve Gamze bol kahkahalı bir gece geçirdik. Muhteşem yemekler yapmışlar bol bol yedik.  Sıcak şarap yapsaydık der demez zuzla kendimizi sokağa attık malzeme almaya. İlk deneme için müthiş sayılır.  Sıcak şarap borazan sesime iyi geldi biraz açıldı.

Kitapyurdundan ısmarladığım kitaplar geldi.  Kendime bir sürü Osmanlıca kaynak aldım. Her geçen ders biraz daha seviyorum.  Çok çalışmam lazım ama. Sadece eski yazı bilmek değil kelimelerin anlamlarını da bilmek gerek. Dil konuşulduğu yerde en iyi öğrenilir diye iddia ederim ben Osmanlıca için zaman makinesi lazım sanırım. Başka çaresi yok. Vedat evdeki alet edavatla çalışmalara başlasın.

Mutlu Perşembeler herkese

 
12

Haftasonu hafta sonu

Posted by Zeya on Feb 1, 2010 in Uncategorized

 

Hafta sonu  mızmızlığım Vedat’ın çekme halatı ile gelip seni bugün ancak bunla çekebilirim demesiyle bitti. Sonrasını keyifli bir hafta sonuna bıraktı.  Yapılması gereken herşey itinayla yapıldı. Listenin maddelerine çizikler atıldı. Hatta bonus olarak ileriye dönük bir hafta sonu tatilinin rezervasyonları bile yapıldı.

Yarın kar geliyormuş. Hazırlıklarımız tam. Bu sefer karda yürüyüş yapma, sıcak salep içme eğelencelerini kaçırmamaya kararlıyım.

Yukardaki fotoğrafı Kadıköy’ün ara sokaklarından birinde çektim. Tam resim çekecekken Vedat’ın önce hızlandığını sonra durduğunu ve birden gülümsediğini farkettim. Ne olduğunu anlamaya çalışırken karşı kafede dev ekran fener sivas maçını, Vedat’ın skor görmeme durumunu, bir adamın 5. geliyor diye bağırmasını, deli bir alkış kopmasını ve o sırada 5. gol olduğunu aynı salisede farkettim.  Fenerbahçe sayesinde beynimin değişik kıvrımları çalışıyor valla.

Şubat ayı başladı  hem de pazartesi ayın biri.  Çok güzel geçsin herkes için İnşallah. Mutlu haftalar, Mutlu aylar

Related Posts with Thumbnails

Copyright © 2010 zeya All rights reserved. Theme by Laptop Geek.