Havaalanında tek ayakkabısını kaybeden adamı merak etmekle başladı yolculuğumuz. Tüm sandalyelerin altına her yere bakıldı biz uçağımıza binerken onlar görevlilerle hala arıyorlardı. Havaalnına mektup yazıp sormayı düşünüyorum acaba buldular mı hatta daha önemlisi tek ayakkabı nasıl kayboldu. Bilgi edinme özgürlüğü altında merakımı giderebilir miyim acaba?
İlk gün soğuk ve yer yer yağışlı bir Amsterdam karşıladı bizi. Sabahın körüden akşama kadar köprüler aşa aşa yürüdük durduk. Dilimizde sana sarı laleler aldım çiçek pazarından şarkısı. 3 gün boyunca Vedat’ın sarı lale alma girişimleri yazık solarlar diye durduruldu. Şemsiyelerin koruyamadığı yağmurda sırılsıklam dolandık durduk. Akşam yağmura ve soğuğa rağmen dışarda oturarak yemek yedik sanırım Vedat şifayı orada kaptı.
Ertesi gün her köprü üstü doğum günü planları ile başladı. Gün boyunca avaz avaz iyi ki doğdun şarkısı söyledim. İstanbul’dan taşıma mumlarla süpriz bir doğum günü düzenlendi. Ufak bir ara sokaktaki hamburgerci işte o gün keşfedildi. Benim hamburgere aşırı düşkünlüğüm yoktu ama artık oldu. Ertesi gün koşa koşa yine aynı yeri bulduk. Muhteşem patates kızartmaları eşliğinde hamburger yedik. 3 öğün patates kızartması yiyerek kendimi aştım. Geldiğimde onların da beni sevdiğini ve vücuduma yerleştiklerini tartılmak suretiyle gördüm. Olsun valla her bir lokmaya değdi.

Amsterdam lale mevsiminde (Vedatla her adımda lale ablanın kulaklarını çınlatarak), masalımsı evleri ile, son 2 gün gösterdiği güneşli yüzü ile renkli anılar bıraktı bize. Keşke etkisi hiç geçmese…
Bu bot evler beni benden aldı …. Hatta bir tanesinde kristal avize bile vardı.
Bir merak daha arkadan geç de olsa yakaladığım siyah balonlu bisikletli kız nereye gidiyordu acaba?? Keşke balonları kırmızı olsaydı.
















Hollanda benim hüküm sürdüğüm bir ülke… Adımın veriliş nedeni… Bir arkadaşın yılbaşı gecesi aramıştı , meydandan seni anmadan buralarda dolaşmak imkansız diye-ortak arkadaşımız-
Vedat’a da teşekkürlerimi gönderiyorum tekrar.
Birlikta bir de Amsterdam planı yapsak hiç fena olmaz hani:)))
Sen o siyah balonlu kıza nereye gitttiğini sormadın ha???
Çook öptüm…
Zeya’cım, merakla bekliyordum Amsterdam maceranızı..keyifle okudum…ne güzel bir şey yaptınız da gittiniz…harika ayrıntılar yakalamışsın…
Öpücükler…
sana sarı laler aldım amsterdamdan olarak değiştirince:) nays:)
o pisiklet senin mi:)
bot evleri atlamışım ben:)))
harika olmuş iyi ki gittiniz:)
ooo resimler hele o laleler,ve bot evler süperrr.. yağmura ve soğuğa rağmen yaptıklarınız doğumgünü şarkılarıyla çok güzel geçmişşş..etkisinin uzun sürmesi dileğiyleee..balonlu kızı bende merak ettim şimdiii :)
Alacagin olsun :( bir alo uzaktaymisim anacim eglenmenize cok sevindim canim benim bir daha sefere bana gelin :) beklerim
hiç siyah balon görmediydim :) bence de kıpkırmızı olsalar daha hoş olurdu:)
ne güzel gezmişsin ….nicelerine sağlıkla ..
cidden lale abla seni anmadan Hollanda da gezilmez.
Vedat tuttu da soramadım :)
peren çoook teşekkürler. Tadı damağımızda kaldı :)
öpüyorumm
Sed; bisiklet sadece dekor bünyemi bozar diye korktum hava buzdu :)
iyi ki gittik sahiden.
iyi ki sen tüm ayrıntıları verdin senden sonra bir şehre gitmek lüks valla :):)
boncuk ve çikolata;
doğum günü uzun sürdü bu sene :):) gün boyu.
kız acaba bu blogda olduğunu bilse ne derdi?
naneşekerim;
aklımdaydın ama pek bir telaş gidip geldik. ama biz çok sevdik oraları uzun uzun gelme planları yaptık.
bir daha ki sefere :)
guzela;
kırmızı çok güzel olurdu ama siyahın da asilliği var :)
öptüm