Cuma günü At yarışı sonrası kendimizi Kadıköy Çiya’ya attık. Metehan yine Çin yemekleri yedirmesin halam bize diye söylendi ama kebaplara gömüldü. Bilumum otlardan oluşan salata tabağı muhteşemdi. Ama en son sofraya gelen tahinli kabak tatlısı finali yaptı.
Cumartesi günü ise Nalan ve Ebruyla buluştuk. Bol kahkahalı bir öğleden sonra geçirdik. Yine 1001 plan yaptık. Bloglardan tanıştık ama 2 side artık yazmıyorlar. Bİr Lale Ablayla ben kaldık yazan bende de bir yavaşlama var ama Lale abla tam gaz devam.
Dün Lale Abla’nın doğum günüydü ama bir türlü ulaşamadım kendisine.Zaten aramızda bir iletişememe durumu var. Benim maillerim ona çok geç gidiyor ya da hiç gitmiyor. İyi ki doğdun diyemedim şöyle canlı canlı.
Cumartesi akşamı futbol menüsü eşliğinde dünya kupası heyecanı yaşadık. Benim maç seyretmem 15 daikika sonrası cıvıtıyorum. Sorularımla boğduğum için kitabıma çekiliyorum. Herkes mutlu oluyor. Böylece uzun zamandır elimde sürünen İmkansızın Şarkısı kitabını bitirdim. Japonların iç dünyasını, gençlerin günlük yaşamlarını ve hayata değişik bir pencereden baktırdığı için Haruki Murakami’nin kitaplarını çok seviyorum.
Pazar günü benim haftalar süren piknik hevesim son dakika da az hazırlıkla Caddebostan Sahilde gerçekleştirildi. Evden nereye gideceğimizi bilmeden çıkıp orası burası dedik ve kendimizi orada buluverdik. Haftaya havuzlu denizli piknik planlarım var yaşasın.
Hafta sonunu Deniz ve Melisle cadde de bitirdik. Denizin yeni bir hayat kurma telaşını evine her aldığı eşyada duyduğu heyecanları ve gözlerinin hep pırıl pırıl olmasını çok seviyorum. Bu pırıltı daha da artarak hep sürsün İnşallah.
Eve geldiğimde hafiften başlayan migren gitgide ağırlaştı.4 saat kafamın ağrıdan uyuşarak ve ha şimdi geçecek diyerek bekledim. Ne zaman bitti ben ne zaman bayıldım bilmiyorum ama sabah ağrısız başım çok bir hafifti. Uyanır uyanmaz pek iyi geldi.
Bir hafta sonu da işte böyle kayıtlara geçti. Mutlu haftalar herkese …