
Otobüs ile Cuma sabahı çıktık yola. Anneler, babalar, kızlar oğlanlar torunlar 7 den 70′e 24 kişi otobüse yayıldık. İlk durak Dedeağaç’ta öğle yemeği. Kabak kızartması tutkusu orada başladı. Sonra kahvaltı dışı her öğün devam etti. Gümülcüne’de Çukur Kahve’de kahve molasından sonra akşama doğru Selanik’e vardı. Otelde ballı domates çorbasından sonra hemen uyuduk.

Ertesi sabah keyifli bir kahvaltının ardından Cumhuriyet Bayramını coşku ile kutladığımız Atatürk’ün doğduğu eve gittik. Selanik’de pembe bir köşk, bahçesinde nar ağacı. Bizimle birlikte bir grup daha vardı. Hep birlikte coşkuyla bayram kutlaması yaptık. Sonra tüm günü Selanik’de geçirdik.
Her yer kafe kafeler dopdolu ama rehberimiz kriz nedeniyle kafelerin ve sokakların boş olduğunu söylüyor. Normal durumda masa bulmak imkansızmış. Yemekler damak tadımıza uygun olunca herkes diyetleri niyetleri bozdu. Sürekli yemek yedik. Otobüste ikramlardan acıkmadan yemeğe oturup çok açmış gibi saldırdık hep.
Selanik’de akşam yemekten sonra Taverna görmek istedik. Rehberimiz gençleri ve genç kalanları topladı.Annem bastonumla otobüsten inerken kalan gençlerden utandım diye diye geldi : ) Taverna doluydu oturacak yer yoktu. Ayakta dizilmiştik ki anneme birileri yer verdi. Sabah Atatürk evinde karşılaştığımız grupmuş. Bir anda masadan çığlıklar koparak annem birisine sarıldı.
Denize girip ahbapla çıkan biridir annem. Tanıdık birini bulamasa da tanışır zaten. Bir kere küçükken gittiğimiz bir tatili son akşam Avusturalya’lı bir kadın, nereli olduğunu hatırlayamadığım bilr aile ve yunanlı bir aile ile sırtaki oynayarak bitirmiştik. Annemin sarıldığı hanım 38 yıl önce ben daha yokken Ferhan abimin apandisit ameliyatında yan odada annesine refakatçi kalan genç kızmış. O dönem çok ahbap olmuşlar ama sonra birbirlerinin izini kaybetmişler. Selanik’de bir tavernada karşılaşmaları film sahnesi gibiydi.

Son sabah uzun bir kahvaltının ardından Kavala’ya doğru yola çıktık. Şehri gezip sahilde illa ki kabak kızartmalı bir yemek yedik. Kavala kurabiyelerimizi aldık ve İstanbul’a döndük. Ben Edirne’deyken Vedat Iğdır’a ailesinin yanına varmıştı. En batıdan en doğuya uzandık bir anda.